05.01

2019

Şapşal-Zibidi

Şahin Ertürk


' Aşık olmak böyle bir şeymiş '
' İstanbul bana gülüyor sandım '


Onu tanıyıncaya kadar aşkın acı çekmenin ne demek olduğunu bilmiyordum. Kendime göre bir mutluluk anlayışım ve yaşantım vardı. Şiir yazıyordum spor yapıyordum. İş ve spordan arta kalan zamanlarımda çoğu kez kendimi tabiatın kollarına atıyor yeşilin bin bir tonuyla saatlerce sevişiyor mutluluğun tadını çıkarıyordum. Liseyi bitirdikten sonra hemen çalışma hayatına başlamış eve ekmek götürmeye başlamıştım. Genç yaşımda daha on altı yaşımda tam bir emekçiydim artık. Onlarca aşk şiiri yazmış amma hiç aşık olmamıştım. Bazı zamanlar kendi kendime sorduğumda oluyordu. Aşk denilen üç harfli kelime acaba nasıl bir şey diye bazen arkadaşlarım bana takıldığı da oluyordu. Bu kadar aşk şiiri yazıyorsun sen şıpsevdinin birimisin yoksa kendine bir harem mi kuruyorsun Yaşar kim bu kavuşamadığın sevgililer diye...Onlara yazdığım bu şiirlerin sanal olduğunu sevdiğim tek bir kız dahi olmadığını aşkı hiç tatmadığımı söylüyordum amma onları inandıramıyordum ve her seferinde kendime güldürüyordum.
Liseyi bitirinceye kadar beraber okuduğum bir tasa kaşık salladığım sokaklarda futbol oynadığım sevinçlerimizi acılarımızı paylaştığım arkadaşım Cemil benim aksime liseyi bitirdikten sonra hukuk fakültesini bitirip işinin ehli avukat olup çıkmıştı. Ailesi ile birlikte İstanbul'a taşınmışlar ve onunla arkadaşlığımız mazide kalmış gibiydi. O zamanlar cep telefonu yok sadece arada sırada bayramlarda yılbaşların da mektuplarla kartlarla iletişim kurabiliyorduk. Cemil'in ailesi zaten varlıklıydı onun geleceği parlaktı ve büyük hatta görkemli hayalleri vardı. Bir gün kendisinden bir telgraf aldım bu bir aynı zamanda düğün davetiyesiydi. Cemil evleniyordu bu mutlu gününde beni de aralarında görmekten mutluluk duyacağını belirtiyordu. Cemil'in düğün davetiyesine olumsuz bir yanıt veremezdim ben de ona hemen bir telgraf çekip düğününe geleceğimi İstanbul'a ilk defa gideceğimden beni otobüs terminalinden almasını söyledim.
Uzun yıllar sonra Cemil ile karşılaşmamız beklediğim gibi çok sıcak olmadı. Zira yıllar önce aynı sokakları çiğnediğim aynı bir tas çorbaya kaşık salladığım Cemil ile şimdi beni karşılayan Cemil arasında dağlar gibi fark olduğunu fark ettim. Ondan beklediğim sıcaklığı ilk karşılaşmamızda bulamamıştım. Cemil benimle kucaklaşıp hasret gidereceği yerde sadece elini uzatıp ' Hoş geldin Yaşar ' demekle yetindi. Buz kestim bozuldum amma belli etmemeye çalıştım. Onun beni böyle soğuk karşılayacağını bilseydim zaten bu düğüne gelmezdim. Ama olan olmuş geriye dönmek olanaksızdı. Birkaç hoş beşten sonra yanında bulunan iki kıza dönerek alaycı bir tavırla,
---İşte size bahsettiğim çocukluk mahalle arkadaşım Yaşar. Siz bakmayın böyle durduğuna o usta bir şairdir hatta diyebilirim ki o şairlerin muhtarıdır..
Damarlarımdaki bütün kanın beynime hücum ettiğini hissettim. Sanki başımdan aşağıya kaynar sular dökülmeye başlamıştı. Terlemeye başlamıştım amma kızgınlığımı belli etmemeye çalışıyordum. ----Bu güzel kızlarda nişanlım Melisa ile baldızım Meltem...
Önce Cemil'in nişanlısı Melisa elini uzattı ona mutluluklar diledikten sonra Cemil'in baldızı elini uzattı ' Ben Meltem' dedi. İşte o an gözlerim Meltem'in gözleriyle buluştu. Aman Allah'ım iri ela gözlü bir melek mi yoksa ceylan mıydı elini tuttuğum kız. Elimi Meltem'in elinden çekemiyordum. Büyülenmiştim donup kalmıştım adeta. Cemil benim şaşkınlığımı anlamış gibi,
---Ne oldu Yaşar bir şey mi oldu Meltem'i yoksa tanıyor musun? Kendisi yakında doktor çıkacak Tıp Fakültesi son sınıfta okuyor...
Kendimi çabuk toparlayıp elimi Meltem'in elinden çektikten sonra,
---Yok bir şey Cemil Ben Meltem hanımı nereden tanıyacağım İstanbul'a ilk defa geliyorum. Yol yorgunluğundan olsa gerek biraz başım ağrıyor da...
--- Öyle ise vakit kaybetmeyelim hemen bizim eve gidelim. Annem seni benden daha çok merak ediyor senin bu düğüne gelmeni inan benden daha çok o istedi.
Cemil'den yine bir aşağılama gelmişti. Yine bozulmuştum amma yapacak bir şey yoktu. Cemil'in son model arabasına doğru yöneldik.
Meltem ile tanışmamız işte böyle olmuştu. Cemil'in düğününden sonra ben hemen memleketime dönmüştüm amma aklım fikrim kalbim İstanbul'da Meltem'de kalmıştı. Aradan tamı tamına iki ay geçmiş olmasına rağmen aklımdan bir türlü Meltem'i silip atamıyordum. Aşk denilen kutsal duyguyu en sonunda bende tatmıştım. Kısacası bir kez gördüğüm göz göze geldiğim kıza aşık olmuştum. Bendeki bu değişikliği annem babam tüm arkadaşlarım dahi fark etmişler beni onlarca soru yağmuruna tutmaya başlamışlardı. Amma ben onlara tek bir kelime dahi söyleyemiyordum. Onlara ne diyecektim ki bir kez gördüğüm İstanbul'un plazalarında yaşayan bir kıza aşık mı oldum diyecektim. Cemil'den sonra bu defa anneme arkadaşlarıma dostlarıma da maskara olacaktım. Meltem'in benim bu saf katkısız duygularıma karşılık vereceğinden emin bile değildim. Kim bilir belki Meltem Elbise değiştirir gibi sevgili değiştiren biriside olabilirdi. Zira büyük kentlerde yaşayanların aşka bakış acılarının farklı olduğunu çok iyi bilen biriydim. Onlar günlük haftalık ilişkilere bile aşk diyorlar diyebiliyorlardı. Oysa ben aşkın tek olduğunu ve seven insanların aşklarının mezarlık olduğunu bilen ve yazan birisiydim. Üstelik Meltem Doktor adayı birisiydi bense Anadolu da yaşayan İstanbul'u ilk defa gören bir işçi parçasıydım. Aramızda siyahla beyaz kadar fark vardı ve ben onunla ayrı dünyaların insanları olduğumuzu bilecek kadar eli kalem tutan birisiydim.
Defalarca Cemil'e mektup yazdığım halde bir türlü bu mektupları ona gönderemedim. Cemil'in bana güleceğinden hatta bana hakaret edeceğinden korktuğumdan her seferinde ona yazdığım Baldızını sevdiğim söylediğim mektupları yırtıp attım. Günlerce haftalarca böyle bocaladıktan sonra en nihayet İstanbul'a gitmeye Cemil'den habersiz Meltem'e kendisini sevdiğimi söylemeye karar verdim. İşte ilk ve son defa o zaman tanıştım Kuaför salonuyla. Damat olan gençler gibi saçlarımı yaptırdım parfüm sürdüm bir anlamda kendimi kuaförün insaflı kollarına bıraktım. Kendime yeni ayakkabı alıp spor giyinmeyi seven birisi olarak ilk defa mecburiyetten bir takım elbisenin içine sıkıla sıkıla girdikten sonra gömleğime beni boğmasından korktuğum bir kravatta bağlayıp İstanbul'a gittim. Ilık bir sonbahar günü İstanbul'da evlerinin önünde saatlerce bekledikten sonra en nihayet Meltem evlerinden sokağa çıkmıştı. Aman Allah'ım bu ne muhteşem bir güzellikti sanki Meltem önceki gördüğüm Meltem'den daha güzel görünmüştü bana. Bütün cesaretimi toplayıp yanına yaklaştım ve,
--Affedersin Meltem hanım seninle biraz konuşabilir miyiz?...
Diyebildim. Bir müddet şaşkın şaşkın suratıma baktıktan sonra yanındaki kız arkadaşına dönüp,
---Kim bu Şapşal tanıyor musun? Canan...
Meltem'in yanındaki kız gülerek,
---Aşk olsun Meltem adam Meltem diyor belli ki seni bir yerlerden tanıyor. Senin tanımadığın bu Şapşalı Zibidiyi ben nereden tanıyacağım...
Dedi. O an bütün İstanbul bana gülüyor zannettim. Dünya sanki daralıyor presle sıkıyorlardı beni. Bir müddet yüzüme dahi bakmadan bir çift söz daha söylemeden yanımdan uzaklaşıp gidiveren Meltem'in ardından baktıktan sonra kendime gelebildim. Evet belki ben bir Şapşal Zibidi değildim amma Aptalın hatta bir budalanın ta kendisiydim. Zırvalamış saçmalamıştım. Hangi aklı başında bir adam bir kez gördüğü kıza aşık olur ve ona aşkını söylemek için yolunu bilmediğini nice yiğitleri güzelleri yiyip bitiren bu koca kente gelirdi.
Arkadaşım Yaşar çok duygusaldı ağlamamak için direniyordu. Bana sordu,
---Aşk acı çekmek derlerdi de inanmazdım. Ne kadarda doğru söylemişler dostum inan bana çok acı hasret çekiyorum. Gücüme gitti dostum Şapşal Zibidi denmek gücüme gitti. Meltem'in beni tanımaması mümkün değil. Mutlaka beni tanımıştır amma tanımıyor gibi gözüktü. Belki de arkadaşından utandı. Olsun bir Şapşal Zibidi yerine konsamda hala Meltem'i düşünmeden duramıyorum. Onu bir türlü aklımdan kalbimden silip atamıyorum. Şiirlerimi bile artık hep Meltemli hasret kahır dolu yazıyorum. Önceden sanal yazdığım şiirler şimdi gerçeğe dönüştü. Sence ben bir Şapşal mıyım? Yoksa bir Zibidi mi? Söyle dostum söyle sence ben neyim?
---Ne Şapşalı ne Zibidisi dostum sen adamın hası arkadaşın Cemil az bile söylemiş sen şairlerin muhtarı hatta kralısın. Takma kafana böyle şeyleri daha gençsin bundan sonra karşına ne Meltem'ler çıkar bence sen değil o kaybetti. Senin gibi birisi ile evlenmek için canını verecek kızlar tanıyorum ben rabbim sana bir çıkış yolu mutlaka bulur onu unutmana yardımcı olur. Kaderden kaçılmaz dostum kaderden kaçılmaz kaderinde Meltem ile evlenmek var ise sen Meltem'den kaçsan bile Meltem seni arar bulur ve evlenirsiniz. Rahat ol her şeyi zamanın akışına bırak takma kafana bir şeyi. Rabbim hepimiz için her şeyin en hayırlısını versin...
Ona gerçek aşkın ilahi olması gerektiğini nasıl anlatabilirdim ki? İçimden ' Rabbim hidayet versin' demekle yetindim ve arkadaşım Yaşar'ın yanından uzaklaşıp gittim...



Şahin Ertürk

Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Şiirkolikte kayıtlı 28 öyküsü bulunmaktadır.

Şahin Ertürk yetkili üye konumundadır.


Şahin Ertürk öyküleri
Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri