16.11

2018

Yüreğine Sor

Hüseyin Özüpekçe

Bu öykü, 18.11.2018 tarihinde günün yazısı seçilmiştir.

Ağlamaklı bir şekilde attı kendini sokağa, sokak birbirine bakan fakat hizasız derme çatma evlerin olduğu bir sokaktı. Ağlamaklı yüzünün görünmesini istemiyordu. Eskimiş kapüşonu başına çekti, sayıyla tükettiği neredeyse bitmek üzere olan sigarasından yaktı yere bakar şekilde yürüdü. Nereden geçtiğine gelen geçen yüzlere hiç bakmadan kimi zaman adımlarını hızlandırarak yürüdü. Hayatın en acımasız birçok yüzü vardı ona göre ve o birçoğu ile karşılaşmıştı. Daha ne görebilirim ki diyordu sürekli kendi kendine. Durdu aniden şehrin en seçkin caddesine gelivermişti farketmeden. Kapüşonu çıkardı başından ışıl ışıl dükkanlar, şık giyimli insanlar lüks arabalar herşey sanki başka bir dünyaya aitti. Kendisi ve komşuları bilsede bu caddeyi zengin yaşamları burada yaşayanların kendilerinden çok haberi olmazdı. Bu zengin insanlar sadece şehir dışına çıkarken yaklaşırlardı onun yaşadığı mahalleye; oda yolun mahalleye en yakın olduğu neredeyse bir kilometre olan kavşaktı ve zaten arabalar hızla gelir geçerdi. Kimi zaman kendisinin çocukları da giderdi mahallenin uzağından geçen bu yolun kenarına ve en sevdikleri oyunu oynarlardı; kimi bir tahta kimi bir plastik parçası ile yoldan geçen arabalar ellerindeki tahta plastik parçaları olurdu ve çocuklar markasını bilmeden sıfatlar uydururlardı ellerindeki son model lüks arabalarına. Şanslıysa çocuklar yola savrulmuş kırık dökük bir oyuncakla karşılaşır ve ilk bulanın olurdu bu oyuncak ancak eve götürmek yasaktı diğer kardeşler arasında bu kırık dökük oyuncakların yüzünden epey kavgalar yaşanmıştı; üstelik anne ve babaların bize de bunlardan alırmısınız sorusuna bir cevapları yoktu. Bu nedenle sokaktan gelen oyuncakların evlere girmesi yasaklanmıştı tüm mahallede.

Az ilerde boş bir bank ilişti gözüne; sokak lambası biraz uzağında kalıyordu ve bankın yanındaki ağaç ortamı daha bir karanlık ediyordu. Birkaç hızlı adımla ulaştı oturdu banka. Elini cebine atıp sigara paketine uzandı içinde bir kaç tane kalmıştı. Ayda en fazla iki paket alır onuda sayıyla içerdi. Olsun bugün tüm haklarını kullanacaktı. Işıl ışıl caddede şık giyimli insanların dikkatini çekecek değildi zaten. Üstelik onlar o lüks arabalardan çıkan dumanla kendisinden daha fazla zehirleniyordu. Ama onların herşeyleri vardı onlara bir şey olmazdı kolay kolay; kendi mahallesinde hastalanmak suç işlemekle eşdeğerdi.

Son sigarasını içip elleriyle sildi gözünden akan yaşları ayaklanmak istedi fakat dizleri titredi bir anda tekrar oturdu. Başını ellerinin arasına alıp düşündü tüm olup biteni, ellerini başından çözüp gözlerindeki yaşları siliyordu arada bir. Çok değil yedi sekiz yıl öncesinde yaşamı çok farklı idi; şimdi oturup baktığı bu caddeden gelip geçenler kadar olmasada iyiydi hayatı. Evlenmiş birbirinden güzel iki kızı olmuştu. Herşey tamda istediği gibi gidiyordu. Bir arabaları bile olmuştu. İyi de bir işi vardı. Herkes tarafından sevilen saygı duyulan bir adamdı o zamanlarda. Hayat herşeyi daha iyi yaparak götürmüyordu sonuna kadar. Eşinin talihsiz hastalığı elinde avucunda ne var ne yok götürmüştü bir anda. Çokça da borçlanmıştı ev araba derken kiraya çıkmışlardı daha uzak ve uygun bir semtte. İşyerinden kendisine yapılan ufak tefek yardımlarda olmasa herşey daha bir zor olacaktı. İki yıl kadar süren bu durumdan sonra eşi nihayet hastalığı tamamen yenmişti. Herşey yine güzel olacak diyorlardı. Ancak hayat daha yeni yeni gösteriyordu acımasız yüzlerini. İşyeri el değiştirmiş çalışmak isteyenlere yeni şartları sıralamıştı. Küçük bir yöneticilik yaptığı işyeri şimdi kendisini başka bir şehre göndermek istiyordu işin aslı ise kendisi gibi masa başı çalışanların hemen hepsi için aynı karar verilmişti. Yerlerini yeni insanların alacağı belliydi maksat zorlaştırırarak kendi rızaları ile ayrılmalarını sağlamaktı. Bir çoğu bu durumu kabullenmeyerek istifasını vermişti kendiside öyle yapmıştı. Hala borçları bitmemişti acilen iş bulması gerekiyordu. Başvurduğu bir çok yerden olumsuz cevap almıştı. Tecrübe vs herşey tamam ama diploma yoktu ancak liseyi okuyabilmişti. Başarılı bir öğrenciydi o zamanlarda ta ki ikinci sınıfta babasını kaybedene kadar. Çok az olan akrabaları da çok sahip çıkmamışlardı. Tarım işiyle uğraşan babasından kalan hiç bir şey yoktu çünkü ufak tefek tarlalar hala dedesi adınaydı; ellerine sıkıştırılan üç beş kuruşa karşılık alınan imzayla hiç bir şeyleri kalmamıştı. Liseyi zar zor bitirmiş şehre yerleşmişlerdi. Her tür işi yaptığı şirkete girmişti şehre gelmelerinden bir kaç ay sonra. Küçükte olsa bir yöneticilik yapıyordu. Annesini evlendikten bir kaç ay sonra kaybetmişti. Eşinin hiç bir akrabası yoktu; yetimhane de büyümüş kendisinin işyerine yakın bir yerde çalışıyordu. Birlikte iş yapan iki işyeri olduğundan sık karşılaşıyorlardı kaderdi işte buluşturmuştu ikisini ve hep şöyle derlerdi birbirlerine hayatın bana gösterdiği en güzel yüzü sensin.

Başını kaldırdı cadde daha bir kalabalık olmuştu hafiften arada bir çiseleyen yağmur geçmiş bulutlar dağılmış berrak bir ay vardı gökyüzünde. Elini cebine attı ancak bitirmişti en az bir haftalık sigarasını ceplerini yokladı biraz bozuk parası vardı. Fakat bu zengin caddede normalin onda birine satılan kaçak sigaradan bulunmazdı. Ellerini başının arasına aldı tekrar. Kendisini bu hale getiren o iş ve işyeri sahibi geçti gözünün önünden. Ayrıldığı işyerinin bulunduğu şehirde tutunamayacağını anladıklarında daha büyük olan bu şehre taşınma kararı almışlardı. Bir kaç gün içinde bir işte bulmuştu sanki hayat yeniden gülmeye başlayacaktı kendilerine küçük bir ev tutmuşlardı. Birkaç ikinci el eşya da almışlardı zaten çocuklarda henüz küçüktü. Diğer şehirden taşınırken tüm ev eşyasını satmışlardı. Kendilerine bir kaç ay yetecek kadar paraları olmuştu. Bir ay kadar sonra işyerine gelen ekipler herkesi alıp götürmüşlerdi. Usulsüz bir zenginleşme vardı işyerinde ve ciddi boyutlara uzanıyordu. Kendisi bu durumun farkında değildi zaten masa başı bir iş değildi kendisinin yaptığı yeri gelince gece bekçiliği bile yapmıştı. Çay demler dağıtır ortalığı temizler kendisine söylenen diğer işleri yapardı. Mutluydu en azından evini idare edecek bir iş bulmuştu kısa zamanda. Bir kaç ay sonra yapılan mahkemede suçsuz olduğu anlaşıldı ancak artık güzel bir iş bulması hayaldi. Çok zor şartlarda başka işlerde çalıştı uzun yıllar gecesi gündüzü olmadı. Fakat artık başka daha uygun çok daha uygun bir mahalleye taşınmak zorundaydılar. İşte bundan bir iki yıl kadar önce gelmişlerdi; çocukların en büyük eğlencesinin yoldan geçen arabaları izleyerek değişik markalar uydurdukları bu mahalleye.

Yerinden doğruldu ne yapacağını bilmiyordu. Cebinde normalin onda birine satılan bir paket kaçak sigara alabilecek kadar parası vardı. Işıltılı caddede çok ilerlememişti lüks vitrinin önünde durdu. Evden ağlamaklı çıkmasının nedeni camın hemen arkasındaydı. Aklından türlü şeyler geçirdi sonunda bunuda mı yapmak zorunda kalacaktı. Bu sırada durdu yanında düzgün giyimli kendisi yaşlarında adam. Çok güzeller değilmi dedi adam -evet evet çok güzeller dedi uzaklaşmak niyetindeydi. Ancak bunlar çocuk ayakkabısı siz ne yapacaksınız ki dedi ayağında çürümeye yüz tutmuş ayakkabısına bakarak. Utanmıştı kaçmak istiyordu hiç bir zaman ait olamayacağı bu caddeden. Şey dedi çocuklarım için baktım öyle zaten alamam ben bunları. Sesinden ve tavrından kötü bir adam olmadığını anlamıştı düzgün giyimli bu adam. Kızı bir haftadır bir spor ayakkabısı istiyordu kendisi ise neredeyse on gündür bir iş bulamamıştı zaten soğumaya başlayan havada işler de azalmıştı. Kızı ikinci sınıfa geçmiş spor ayakkabı istemişti öğretmeni. Düzgün giyimli adam kız mı erkek mi diye sordu. İki kız iki kızım var ama biri okula gidiyor dedi. Düzgün giyimli bu adam az çok anlamıştı karşında çaresiz duran bu adamın hayatını. Bankta ne yaptın o kadar saat dedi adam şaşırdı. Karşı kafeden farkettim seni ne zaman baksam başın ellerin arasında idi dedi. -düşünüyordum dedi düşünüyordum. Sonra kalktım gözüme ilişti ayakkabılar durdum baktım şimdi yoluma gideceğim. Adam cebine uzanıp marka sigara paketini çıkardı içermisin dedi utanarak aldı bir tane yıllardır kaliteli bir sigara içmemişti. Anlatmak istermisin dedi düzgün giyimli adam. Saatlerdir bankta düşündüklerini bir çırpıda anlatıverdi sanki yıllardır bu anı bekliyordu; birisi çıkacak ve anlatmak istermisin diyecekti sanki. Gözyaşı sildi elleriyle böyle işte herşey böyle oldu. Düzgün giyimli adam cebinden anahtarı çıkarıp dükkanın kapısını açtığında hem sevinçten hem üzüntüden kalbi yerinden çıkacak gibi oldu; kendisine acınarak verilecek bir çift ayakkabıyı kabul edemezdi dükkana girdiğinde öyle de söyledi kabul edemem dedi. İşyeri sahibi bu senin yarın başlayacağını işin avansı olsun kabul edersen burda çalışmanı istiyorum dedi. Adam gözyaşlarına bir türlü hakim olamıyorum. Diğer kızın içinde bunu al dedi. Şimdi seni evine bırakalım dedi. Çocukların yoldan geçerken kendince markalar uydurduğu o lüks arabalardan birinin ön koltuğunda kucağında iki çift ayakkabı mutluluktan ölmezse iyiydi. Evlerinin önünde durduğunda yeni patronu kendisine mutlumusun diye sordu. Yüreğine Sor diyebilmişti gözyaşlarına hakim olamadı yine. Yarın herşey daha güzel olacak dedi araba sokaktan dönerken içeri girdi. Eşi henüz uyumamıştı elinde ayakkabıları görünce nasıl dedi. Bir çırpıda anlattı eşine olup biteni cebinden bir kaç tanesi içilmiş marka sigarayı çıkardı içti bir tane. Ayakkabıları kızlarının baş uçlarına koydu sabaha kadar izledi onları uyandıkları zamanki mutlulukları bin kez ölmeye değerdi onun için...

Hüseyin Özüpekçe

Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri