02.10

2018

Böğürtlen Yası (Mutluluk Zamanları)

Hüseyin Özüpekçe

Bu öykü, 03.10.2018 tarihinde günün yazısı seçilmiştir.

Bir hafta olmuştu bu mistik kasabaya geleli. Kasabanın her yerini gezmiş, birçok sohbete katılmış eski zaman hikayeleri dinlemiş kimi zaman kayıt almış kimi zaman sadece birkaç satır not tutmuş kimi zaman anlatılan hikayeyenin kahramanı olup hikayenin içine akmıştı.

Odasına çekildiğinde bu mistik kasabanın herkes tarafından bilinmesini, insanların buradaki yaşamı birkaç günlüğünede olsa görmesini düşünüyor, kalabalık insan grupları geldiğinde bu mistik havanın bozulabileceği moderniteye yenilen bir coğrafya daha olabileceği endişesindende kendini alamıyordu. Bu düşüncesini başkanla paylaşmış başkanda endişesine ortak olmuş fakat bozmadan da yapılabilecek birşeyler olabileceğini söylemişti. Bunun en güzel örneklerini avrupada görmüştü başkan ve henüz insana ve tabiata bakış açımız o seviyede olmadığı için bir tanıtım faaliyetine girmediklerini söylemişti. Bir sohbet sırasında başkan; bak hoca hanım eğer biz de refah düzeyi yüksek mutlu bir toplum yaratmak istiyor ve bozmadan bunu yapmak istiyorsak önce toprağın kıymetini bilmeliyiz, malesefki bizim en verimli topraklarımız ya yol yada bina altında kalıyor ve gün geçtikçe daha fazla alan buna ekleniyor demişti -haklıydı başkan. Şehirlerde yaşayan milyonlarca insanın ayağı toprağa değmemiştir ve çocuklar beton alanlar içinde büyümektedir diye devam etti başkan. Bizim burda inşa ettiğimiz okulların bahçelerinde çocuklar toprakla mutlaka meşgul olurlar hem toprağı bilir hemde teknolojiyi. -Başkan yoğun çalışmalar ve eski dostlarının katkılarıyla küçük bir teknoloji merkezi kurmuş çocukların ve isterse kasabadan diğer insanların kullanımına sunmuştu.(kadınlar ürettiklerinin bir kısmını bu merkez aracılığı ile uzak yerlere gönderebiliyordu) Burayı gezerken çocukların bir yandan teknoloji merkezinin bahçesinde birşeyler yetiştirmeyi öğrendiğini bir yandan da son teknoloji araç gereçleri tanıdığını görmüş ve bazı şeylerin aslında ütopya olmadığını anlamıştı. Bu kasadaki herşey aslında birçok şeyin harmanlanmış hali demiyordu boşuna.

Bu gece bir nişan törenine katılacaktı. Birkaç gün önce kıvırcık saçlı uzun boylu bu hanım kapılarını çalmış kendileriyle konuşmak istediğini söylemişti. Kapıyı açan bu gece nişan merasimi olan kız idi, kapıyı açıp hoca hanımı karşısında görünce kim olduğunu sormadan içeriye doğru hoca hanım hoca hanım geldi diye bir kaç defa seslenmişti. Hoca hanımın kasaba olduğunu herkes duymuş kıvırcık saçlarından herkes onu tanıyordu. Nişan törenine davet işte böyle bir karşılaşma ile olmuştu. Kızın içeriye doğru seslenmesi ile evdekiler dışarı gelmişlerdi. Bahçede ağaçların altında bir oturma köşesine davet ettiler. Bir hayli yaşlı olan babaanne büyük bir mutlulukla karşılamıştı. Hoca hanımın özellikle yaşlılarla konuştuğunu onlardan eski zamanları anlatmalarını istediğini duymuştu babaanne ve kendisinin de anlatılacak çok şeyi vardı hem kendisi kasabanın en yaşlı bir kaç kişisinden biriydi hemde bir kaç yıl öncesine kadar düğünlerin yemeklerini başkasına yaptırmazdı. Zaman yüzünde derin çizgiler oluştursada çocuksu gülüşünden bir şey kaybetmemişti. Sırtını sert el yapımı yastığa dayadı bağdaş kurdu(bu sırada gülüştü diğerleri çünkü bu oturma şeklini bir türlü öğrenememişti dizleri hep yukarda kalıyordu) babanne karşısında yeni sandalyesinde idi. Yaşlılık yerde oturmasına müsade etmiyordu artık. İçeriden cam bir sürahi ve işlemeli bardaklarla içecek getirildi. -Buraların yaz meşrubatı olan böğürtlen içeceği. Misafire has olduğu anlaşılan bir takım idi bu belkide nişan yapacak olan kızın çeyizinden bir parçaydı. Belki de eski misafir odalarının sadece misafir zamanlarında kullanılıyor olması gibi bu bardak takımı da evin misafir takımıydı ve özenle saklanıyordu bir sonraki misafire kadar.

İçecekten sonra eee anlat bakalım babaanne nasıldı eski zamanlar. Ne anlatayım kızım diye söze başladı babaanne bizim buralara elektrik bile kaç yıl oldu geleli bak şimdi bu içeceği bile buzdolabında soğutup veriyorlar, ben sevmiyorum bu dolabın soğuttuklarını eskiden böylemiydi. Anlat bize teyzem dedi -dur hoca hanım dedi babanne nişanlanacak olan kız torunuydu seslendi ona su meşk'ini getir dedi. Getirsin suyu nasıl soğuttuğumuzu anlatayım dedi. Kız elinde epeydir gün yüzü görmediği anlaşılan kullanılmamaktan bir hayli sertleşmiş bir deri ile geldi. Hoca hanım buna su meşk'i derler tulum denirmiş başka yerlerde dedi babaanne ve devam etti. Keçi derisinden yapardık bunları deriyi önce birkaç saat kaynatır bütün tüyleri çıkarırdık sonra içerken deri tadı gelmesin diye dağlardan topladığımız meşe palamudunu bir güzel ezer ve bu deriyle birlikte birkaç kez daha kaynatırdık, bunların hepsi bir günde olmazdı hoca hanım dedi ve devam etti bir kaç gün sonra ezdiğimiz palamutları deriye bir güzel sürer deriye zarar vermeden taşla döverdik daha sonra yine kaynatırdık bu iş birkaç gün böyle sürerdi deri sertleşirdi. Birkaç gün de çok güneş almayan bir yerde su doldurup dökerek tadına bakardık. Bu sırada nişan yapacak olan kız elinde bir tepsiyle geldi içinde çeşitli yiyecekler vardı. Yan tarafta köz üzerinde yapılan çayı hiç farketmemişti. Zaten babaanne tüpte pişen çaya müsade etmezdi. -peki bunun içinde su sıcak olmazmı dedi. Kızım bizim burda geceleri serin olur biz bunu ağaç dalına asardık üzerinede gece ıslak bir bez örterdik geceye kadar bezi ıslak tutarsan içindeki su buz gibi olur dedi babaanne çayından bir yudum aldı ve devam etti düğün zamanları tüm çevreden bunlar toplanır düğüne soğuk su hazırlanırdı.

Babaannenin zamanı kendinde yaşatan çizgilerinde ne yaşanmışlıklar var kimbilir bize anlatamadığı diye düşündü ve içini çekti. Peki düğün yemeklerinin hepsini sen tek başına nasıl demiştiki babaanne sözü aldı. Tek başıma değil elbette bir evde düğün olacaksa komşulardan kap kacak ne varsa toplanır herkes yardım eder bende başlarında dururdum herşey ateşte piştiği için ateşin ayarlanması neyin ne kadar konulacağını ben söylerdim hep önce tadına da ben bakardım. Yemek piştimi düğün sahibi kadın çağrılır bir bir tadına bakardı. Sonra evine gider yazma getirirdi çalışan kadınlara; yazmanın kenarı işlenmiş ise yemeklerin çok beğenildiği anlamına gelirdi. Bunlardan çok var bende dedi ve torununa beyaz yazmalardan bir çift getir dedi hoca hanıma bir hatıra kalsın bizden...

Başedilmesi bir hayli güç saçlarını nihayet düzeltmiş hazırdı. İndiğinde başkan bekliyordu kendisini. Hayli yöresel bir kıyafet vardı üzerinde. El yapımı olduğu belli keten dövme bağcıksız bir ayakkabı genişçe siyah bir şalvar ve cepkeni(gür bıyıkları uzun boyu ile filmlerde gördüğü ağaları anımsatıyordu oysa başkan halkın içinden biriydi törenden sonra bu benzetmeyi başkana anlatmış gülmüşlerdi). Başkan bugün önceden kendi aralarında kız isteme olsada komşugördü istemesi yapılacağını sonra sade bir tören yapılacağını söyledi(buralarda asıl eğlence düğünde yapılır diye eklemişti başkan) ve ekledi kızın şahidi sen erkeğin şahidi ben olacağım dedi. -Şahitlik? Nasıl anlamadım başkan nikah mı dedi. Hayır hayır dedi başkan istemeye şahitlik edeceğiz.

Meydana vardıklarında bir grup gencin meydanda köşe başlarına yakın durduğunu gördüler. Niçin bekliyorlar dedi başkana. Bu bir gelenektir aslında düğün gecesi bir kaç yerde ateş başında bekler yeni evli gençler dedi ve devam etti damat kaçmasın diye beklenir.. şimdilerde nişan gecesinde de bekliyorlar ama ateş yakmadan. -Damat niye kaçar ki dedi. Başkan düğün gecesi damada türlü şakalar yapılır dedi ve hemde eğlence olsun diye damat bir ara kaçmaya çalışır. Eğer kaçar da tüm ateş başı bekleyenleri atlatırsa damada artık şaka yapılmaz onu kaçıranlara cezalar verilir dedi. Görmek isterim dedi ve yürümeye devam ettiler. Doğu yönünde bir kaç yüz metre ilerledikten sonra önlerinde nişan evi vardı. Yolun kenarında yöresel kıyafetleri ile kız ve erkekler karşılıklı sıralanmıştı gelenleri yöresel şarkılarla ve kız erkek atışmalarıyla karşılıyorlardı. Çok hoşuna gitmişti bu karşılama. Kapıda iki ailenin büyüğü bekliyordu karşılama için. Yine bahçede hazırlanmış masalara buyur ettiler başkanı gören herkes büyük bir saygıyla selamlıyordu onları.(biraz daha genç olsa yanında gelen hoca hanımla nede yakışıyorlardı) -başkan evlenmiş kasabaya dönüp burda kalma isteğini belirtince kendi gibi üniversitede asistan olan eşi bunu kabul etmemiş kısacık evliliklerini sonlandırmışlardı.

Başkan eğilerek şimdi komşugördü istemesi yapılacak sonra damat gelene kadar küçük bir eğlence ve ikram olacak. Damat gelince tüm misafirleri nişanlısı ile selamlayacak ve tören bitecek. -Damat yokmu nerden gelecek dedi. Başkan az ileride ekmek pişirmek için yapılan Ocaklık denilen yerin üzerindeki odunları gösterdi. Damat şu tepelerden birindedir dedi yanında gençlerle komşu gördü istemesi bitince bu odun yakılır, damat ve arkadaşları çıkar gelir ve elinde bir ateş olacaktır. Getirdiği ateşi bu ateşin içine nişanlısı ile birlikte atarlar ki tüm sıkıntıların bu ateşte yandığına inanılır.

Başkan ayağa kalktı selamlama konuşması yaptı. Aslında geleneklere göre bu konuşmayı en yaşlı olan yapardı ancak başkana saygı o kadar büyüktü ki son yıllarda bu konuşma ona bırakılmıştı. Kız isteyenler ve kızın ailesi ile şahitler herkesin göreceği şekilde hazırlanmış yer döşeklerine oturdular. Kız tarafından en yaşlı erkek ayağa kalkarak önce erkek tarafına sonra komşulara dönerek hoşgeldiniz dedi. Erkek tarafından en yaşlı erkekte ayağa kalkarak herkesi selamladı ve başkana dönerek müsade aldı. Eskiden en yaşlı erkek şuan başkanın oturduğu yerde oturduğunda erkek tarafından en yaşlı erkek döner ve baş işareti ile müsade alır yaşlı erkek eli ile müsade ettiğini belirtirdi. Müsade alındıktan sonra yaşlı erkek size başladı-Allah şahittir ki buraya tüm küslükleri kırgınlıkları dışarda bırakarak geldikki yeni kurulacak yuvanında sıkıntıları dışarda kalsın ve devam etti birde siz komşular huzurunda allahın emrini yerine getirmeye geldik...

Allahın emri peygamberin kavli. ... diye başlayan cümle üç kez tekrar edildi ve her tekrardan sonra şahitmisiniz diye kendilerine soruldu. Daha sonra komşulara dönerek
onlardan da bir defa şahitlik istendi. Tüm bu merasim bittikten sonra iki tarafın iki genç kızı ile şahitler ateşi yaktılar. Tepeden ateşi gören gençler kasabaya yaklaştıkça sayıları artıyor söyledikleri türkülerin sesi nişan evine kadar geliyordu. Bu sırada kız evinde hazırlanan ikramlar misafirlere dağıtılıyordu. Gençler yaklaştıkça sesleri tüm sokaklarda yankılanmakta kız evinde gelen gençleri karşılamak için bir hazırlık yapılmakta idi. Gelen gençlere dağıtılacak çeşitli hediyeler ve ikramlar kapının sokak tarafında masa üzerine hazırlanmıştı. Nihayet gençler gelmiş türküler kapı önünde söyleniyordu. Kız kapıya doğru yöneldi. -Bu sırada başkanla oturdukları masadan kalkarak gençlerin yanına yöneldiler adetlere göre nişan yüzükleri kapı eşiğinde takılacaktı. Bu nişan töreni bile başlı başına çalışmama yeter diye düşündü. Aradan bir saat kadar geçmiş misafirler çekilmeye başlamıştı öyle ya asıl eğlence düğüne idi ama hoca hanımın buradaki zamanı düğünü görecek kadar uzun değildi...

Başkan kendisine misafirhaneye kadar eşlik etmiş biraz ilerdeki evine doğru yürümekteydi. Odasına gittiğinde her zaman ki gibi burası gerçekten sıradışı bir yer dedi kendi kendine. Bugüne kadar ki en güzel günlerinden biriydi içinden herkese teşekkür etti son bir kaç yudum şarabı kaldığını hatırladı dolaptan aldı sarmaşıkların neredeyse kapladığı pencerenin iç tarafındaki boşlukta oturdu sigarasının dumanı ahşap pencere boşluğundan dışarı süzülürken burada sadece on gün kadar daha kalacağını düşününce üzüntüsü yüzünden okunuyordu. Derin bir iç çekti son yudum şarabını içti sönmemiş sigarasını şişeye attı ve yatağına yöneldi...

Hüseyin Özüpekçe

Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Etiketler: İnsan-umut-zaman-özlem
Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri