» Necip Fazıl Kısakürek şiirlerini mi okumak istiyorsunuz? Öyleyse tıklayın! (yeni!)

20.07

2018

Güneşin Ateşi

Zübeyde Yalçınkaya

Bu öykü, 01.09.2018 tarihinde günün yazısı seçilmiştir.

-Ahh insan o kadar her şeyin özetisin ki doğa bile senle özetlenmekte. Ateş, hava, su ve toprak sende toplanmakta ve senli yolculukta birlikteliklerinde vücut bulmakta, dedi, yaşlı adam. Tamda bu sırada içeriye torunu güneş girdi. İçeriyi güneş ışınlarının aydınlatması gibi, adamın yüreğinde de güneş doğdu sanki. Ve,
-Güneş! Kızım, hayırdır sen buralar. Hani buralara gelmeyecektin. Bizi terk etmiştin. Neden geri döndün, dedi. Kız,
-Dedeciğim güneş bile yuvarlaktır tıpkı şu parmağımdaki yüzük gibi. Bir noktadan başlar ve oraya döner. Bende sadece güneşin dilini okudum ve başladığım noktaya geri dönme kararı aldım. Bu yüzden size, sizin yanınıza tekrar döndüm. Hem köyün sessizliğinde kendimi bulacağımı düşünüyorum, dedi. Adam şaşkın bir halde torununa baktı. Hiç bugün ki kadar onu kararlı ve tuhaf görmemişti. Hem kendini bulmak da ne demekti, ki o ne zaman kendini kaybetmişti ki. İşte bu sorular adamın kafasından geçerken, diğer taraftan tarif edilmez bir sevinç yaşamaktaydı. Sonuçta torunu, işte o geri dönmüştü. Ve şimdi o tamda onun karşısındaydı.
Kız ,
-Bana hoş geldin demeyecek misin? Yoksa geldiğime memnun olmadın mı dede, dedi. Adam bu sözler üzerine,
-Hayır, tabi ki memnun oldum hem de çok, dedi. Ve böylelikle artık torunuyla birlikte vakit geçirecekleri zaman başlamış oldu. Fakat kız çok tuhaftı. Günün büyük bölümünü evin kenarında akan suyu seyretmekle geçiren kız diğer vakitlerde sürekli kağıtlara bir şeyler karalıyor ve sonra da odanın bir köşesinde oturup kitap okuyordu. Ve yemek yeme vakti dışında neredeyse yok denecek az bir zamanı dedesiyle birlikte geçiriyordu. Dedesi bu duruma ses çıkarmıyordu. Çünkü kızın kendini arayışında neyi bulacağını merakla bekliyordu.
Kızın gelmesi üzerinden haftalar geçmişti. Yazdığı kağıtların yüksekliği bir tabure boyuna ulaşmıştı. Acaba roman mı yazıyordu ya da şiir! Belki de bu kadar yazı denemeden başka bir şeyde değildi. Ama neden yazarken mutlu olduğu kadar yaşarken mutlu değildi. Suyu izlerken bile sanki onu izlemiyor da suyu okumaya çalışıyordu. Ve bu haliyle bile su çıplaklaşmış gibi durmaktaydı. Yaşlı adam artık duruma el koyması gerektiğini düşündü. Ve kızın odasına gizlice girip o kağıtlara torununun ne karaladığına bakmaya karar verdi. Kız dışarda suyun kenarındaydı her gün ki gibi. Dede kızın odasına girdi ve kağıtları okudu. Her kağıtta tek bir şey yazılıydı. Evet, tek bir şey. O da 'aşk gözüm' yazısıydı. Adam şaşkındı yoksa torunu birine aşık mı olmuştu. Ve o bu yüzden acımı çekiyordu. Evet, biran evvel torunuyla konuşmalıydı. Hem hayatta birbirlerinden başka neleri vardı. Bu yüzden yemek yerken onunla konuşma kararı aldı yaşlı adam.
Öğlen yemeğine kız geldi ve dedesiyle birlikte bir şeyler yemeye çalışıyordu. O sırada dedesi merak ettiği soruyu sordu.
-Güneş, sen aşık mı oldun, dedi. Kız önce bu soruya şaşırdı ve sonra,
-Evet, dede. Aslında uzun zamandır sana söylemek istedim. Ama olmadı, söyleyemedim. Bir genci sevdim ve o benim sınıf arkadaşımdı. Ateistti. Boyu kısa, saçı kel, gözlüklü ve yakışıklı olmasa da yüzü idare ederdi. Fakat muazzam derecede zeki biriydi. Çok iyi bir felsefeciydi. Nietzche'yi çok severdi. Bense onu severdim. Başlarda o bana her selam verdiğinde bu durumdan rahatsız olurdum. Çünkü ondan hoşlanmazdım. Fakat zamanla sevdirdi ve hatta ona aşık oldum. Ya da öyle olduğunu zannediyordum. Sonra çok hasta olduğunu öğrendim. Lenf kanseriydi. Tam ona aşkımı itiraf edecekken, o bana yakında öleceğini söyledi. Tıpkı babası gibi. Önceleri beni kendinden uzak tutmak için bu yalanı söylediğini düşündüm. Ama insan ölümü hep sevdiklerinden uzak görür ya bende öyle gördüm. Sonra bir gün ders işlerken sınıfta bayıldı. Aslında biz bayıldığını sandık, ama o ölmüştü. Hem de gözlerimizin önünde. İşte o gün aşkında onunla öldüğünü düşündüm. Fakat sonra buraya geldim kendimi bulmak için. Fakat burası bana farklı bir şey öğretti. Ve ben böylece her şeye aşk gözüyle bakmaya başladım. Ve insanın özetinin aşk olduğuna karar verdim. İnsan ancak kendi benliğine aşkla ulaşıyor. Aşksa kainatta her şeye azar azar dağılmış şekildedir. İşte her şeyin toplamında ortaya çıkan tek şey aşktır. Yani anlayacağın hepin hiçe ulaşmasından başka bir şey değildir aşk, dedi. Ve gözlerinden akan yaşı sildi.


Zübeyde Yalçınkaya

Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Öykü için yorumlar

Bu öyküyü sevdim diyenler

Yazarın son 10 yazısı

Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri