02.07

2018

Kimliksizler

Zübeyde Yalçınkaya

Bu öykü, 16.07.2018 tarihinde günün yazısı seçilmiştir.

Onlar sokaklarda gördüğümüz insanlardan sadece biriydiler. Ama ne yaparsalar yapsınlar, nereye dâhil olmak isterseler istesinler kimliksizdiler. Onların bu yüzden dâhil oldukları ülkeleri yoktu. Dahası dünya vatandaşı olmaları bile bir lüks olarak görülmekteydiler. Onların suçu tanrının onları böyle yaratmasından başka bir şey değildi. Dünyada sanki farklı inanan insanlar azmış gibi herkes onlara ve onların inancına nefretle bakıyordu. Herkes imanından o kadar emindi ki dünyada bir kâfir onlardılar. Önceleri yapılan zulümlere boyun eğseler de sonraları bulundukları ülkeyi terk etmeyle tepkilerini koymaya başladılar. Ama bu bile onların ten ve inanç biçimlerini açıkça yaşamayı bir kenara koyun gizleyerek yaşamalarına da bir fırsat vermiyordu.
Urumlar sabahları kalkar güneye doğru dönüp, o muazzam dualarını ederdiler. Tanrım bizi kabul edip yarattığın gibi, insanların gönlünde de bize yer aç ve bizleri de onların kabul etmelerini sağla derlerdi. Sonra mı? Sonra gözlerinden dökülen yaşları iman ateşinde pişirip kendilerine kötü davranan dünyayı paylaştıkları kardeşlerine dua ederdiler. Urum'ların inancı herkesten farklıydı. Onlar insanın tanrının bir temsilcisi olduğuna inanıyorlardı. Bu yüzden insan, insan olarak yeterince üstün bir varlıktı. Bu üstün varlık hırsızlık yapmamalı, yalan söylememeli, adil olmalıydı. İnsan hayvansal özellikler edinmesin diye et yememeliydi ve savaş yapmamalıydı. İnsan daha çok dua etmeliydi. Çünkü her şey duayla değişebilirdi. En önemlisiyse onlar siyah tenlerini beyaz boyayla boyayarak ayin yapardılar. Ve bu boya gerçekten kötü kokardı. Bundaki maksatları kötü ruhları bedenlerinden uzaklaştırmaktı. Fakat insanlık onların birçok iyi olan özelliklere sahip olmasına rağmen onların bu yüz boyama inançlarını kabullenemezdiler. Bu nedenle de onlara zulmeder ve onları öldürmeyi bir hak olarak görürdüler. Urum'ları ibadet ederken gören birileri olsa önce onları döver, sonraysa onları öldürürdüler ve bunu da büyük bir kulluk ve meziyet olarak görürdüler. Hatta bazen bununla yetinmeyen ülke insanları onların evlerini, eşyalarını yakar ve hatta onları kentin dışına sürerdiler. Urum'ların en büyük imtihanı açlıklaydı. Onlar hayvandan daha aşağı görülüp, aç bırakılırdılar. Sırf açlıktan ölsünler diye ellerinde ne kadar yiyecek varsa onlara da el koyardılar. Urum'ların bir kısmı bu zulümlerden korunmak için ülkedeki diğer insanlar gibi inanmaya ve yaşamaya başladılar. Fakat ne gerçekten Urum olabildiler ne de o ülkedeki diğer insanlardan biri gibi kabul edildiler. Ve çaresiz kalan Urum'lar ülkeyi terk etmeye başladılar. Çünkü ülkede doymayan, eğitilmeyen, dışlanan ve hayvan sürüsü gibi bile görünmeyen bu insanlar ülkeyi terk etmekten başka çare bulamadılar. Urum'lar yas ilanı gibi kadın ve erkekler saçlarını örerek ülkeyi terk ettiler. Fakat her gittikleri ülkede benzer şekilde tepkilerle karşı karşıya geldiler. Çaresiz kalan Urum'lar tanrıya sık sık bu çile ne zaman bitecek diye sordular. Hatta bazı ülkelerde kafatası canlı canlı soyulan Urum'ların çocukları olmasın diye erkek ve kadınları kısırlaştırıldılar. Hatta bu da yetmemiş gibi yeni doğan çocuklarınıda öldürdüler. Sonunda türü tükenen Urum'lar yok olup gittiler. İnsanlığın vicdanına bir soru işareti ve nokta koyarak.


Zübeyde Yalçınkaya

Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Etiketler: kimlik-urum-dışlanmak

Öykü için yorumlar

Bu öyküyü sevdim diyenler

Yazarın son 10 yazısı

Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri