» Can Yücel şiirlerini mi okumak istiyorsunuz? Öyleyse tıklayın! (yeni)

25.06

2018

Sihirli Ayakkabı

Zübeyde Yalçınkaya

Bu öykü, 29.06.2018 tarihinde günün yazısı seçilmiştir.

Onun bir sırrı vardı. Ayağındaki ayakkabılar sihirliydi. Ve onlarla dilediği her şeyi yapabiliyordu. Hızlıca yere vurduğunda yer ikiye ayrılıyor, onlar yardımıyla deniz üzerinde yürüyebiliyor, hatta onun üstünde koşabiliyor, ayakkabıların yardımıyla gökte gezinti yapabiliyor, dağa zorlanmadan tırmanabiliyor, istediği zaman istediği dansı yapabiliyordu. Tabi ayakkabıların rengini ve şeklini değiştirmek istese bunu hayal etmesi yetiyordu. Ayakkabıları nereden bulduğuna gelinirse o da uzun hikâyeydi. Malum bizimki dağa yakın ormanlık bir alanda yaşıyordu. Bir gün ormanda ağaç kesmeye giderken yerde baygın yatan bir kadın gördü. Bu kadın çok genç ve çok güzeldi. Kadının haline acıdı ve onu evine götürdü. Onun başından günlerce ayrılmadı ve kadına baktı. Kadın omzundan bir tüfek tarafından yaralanmıştı. Ve omzu kanıyordu. Adam kolundaki kurşunu çıkarıp yarayı pansuman etmişti. Fakat kadının yarası derin olmamasına rağmen bir türlü kendine gelip, uyanamıyordu. Bizim keresteci onun haline çok üzülüyordu. Ama elinden bir şey gelmiyordu.
Adam kadının başında yine uyanmasını bekliyordu ve bu sırada adam koltukta uyuya kalmıştı. İşte tam o sırada dizinde bir el hissetti. Bu o kadının elinden başka bir şey değildi. Kadın adama teşekkür etti ve ona bu iyiliğini asla unutmayacağını söyledi. Ve ayağındaki ayakkabıları çıkardı ve adama verdi. Sonra,
-Bu ayakkabılar artık senin. Bunlar sihirli ayakkabıdır. Dilediğini onlar sayesinde dilediğince yapabilirsin dedi. Adam ayakkabıları umursamaz şekilde eline aldı ve hadi siyah bir ayakkabı olun dedi. Ve tam da bu esnada ayakkabılar onun elinde siyah bir ayakkabı oldu. Buna şaşırdı. Bu gerçekten inanılmaz dedi. Bu sırada kadın adamı uyardı. Ve,
-Bu ayakkabılardan kimseye bahsetme. Kötü birilerinin eline geçerse onları kötü niyetle kullanabilir, dedi. Adam,
-Peki, neden bana bu iyiliği yapıyorsun, dedi. Kadın kimse kimseye yardım etmeye yanaşmadığı bir dünyada sen bana yardım ettin. Bunu yaparken de sorgusuz sualsiz ve karşılık beklemeden yaptın, dedi. Adam,
-Sen kimsin, nesin? Yoksa insan değil misin ya da bir cadı mısın, dedi. Kadın güldü. Ben de senin gibi bir insanım. Tek bir farkla bize İş bitirici derler. Ormanda yaşarız ve halkım çok güçlüdür. Ve bizim orada herkesin muhakkak bir sihirli ayakkabısı vardır. Böylece biz zor doğa koşullarına uyum sağlarız, dedi. Adam,
-Peki, neden yaralandın, dedi. Kadın, beni bir avcı vurdu. Yani şöyle oldu. Adam benim kuşumu vurmak için silahını havaya doğrulttu. Ben de ayakkabılar sayesinde uçup kuşumu korudum. Fakat kuşa yönelttiği kurşun benim omzumu yaraladı, dedi. Sonra kadın adamı yanağından öpüp yanından ayrılıp gitti. Adam olanlara çok şaşırmıştı. Elinde bir çift ayakkabı vardı ve bunlar istediğinden daha iyiydi. Adam kendi kendine,
-Baksana bunlar insanı uçurtuyormuş da, dedi. Sonra ayağına giyip sürekli bir şeyler hayal etti. Ayakkabılarla kah uçtu, kah evin üzerine çıkıp yürüdü, kah ağaç üzerine çıkıp başka bir ağacın üzerine uçtu. Hatta inanmayacaksınız ayakkabılar aracılığıyla gökte baş aşağı durdu. Bunlar onun çok hoşuna gitti. Öyle oldu ki ayakkabısız hiçbir şey yapamaz hale geldi. Bu durum onu diğer insanlar karşısında güçlü kılsa da yine de içini bir kurt kemiriyordu. Ya başkaları bu ayakkabının sırrını öğrenirse ve ondan bu ayakkabıları çalıp alırsa... İşte bu onu korkutmaya yetiyordu. Fakat bir şey var ki ayakkabılar sayesinde hiç yorulmuyor ve onlar sayesinde kerestecilik işini çok kolayca yapıyordu. Çok rahat bir şekilde keresteleri taşıyabiliyordu ve bunu normal insana göre on kat daha fazla hızla yapabiliyordu. Böylece de gün geçtikçe paraya parada demiyordu. Kazandığı paralara gelince fakirlere veriyor, yetim çocukları doyuruyor ve parayı iyilik için sadece kullanıyordu.
Keresteci ayakkabılarla uyuyor, onları banyo yapmak dışında hiç çıkarmıyordu. Gerçi onun bu sırrını bilende kimse yoktu. Ta ki o güne kadar. Şu ormanda gezinti yaptığı gün. O gün şöyle bir etrafına bakındı ve sonra ormanda ağaçtan ağaca atlayarak havada ilerliyordu. Sonra mı? Bu yaptığını biraz daha ileriye götürdü ve ormanın bitimindeki deniz kıyısına gitti. Ve denizin üzerinde ayakkabılar sayesinde yürüdü. Ormanda avcı dolanıyordu ve bu adamın yaptıklarını görünce hayret etti. Sonra bizimkini evine kadar gizlice takip etti. Onun her davranışını ise zihnine kaydetti. Beklediği fırsatsa eline kısa bir süre sonra geçmişti. Evet, bizimki ayakkabılarını evde bırakıp evin dışındaki banyoda yıkanmaya gitmişti. İşte bu durumdan yararlanan avcı ayakkabıları eve girip aldı ve ayağına giydi. Önce çok fazla bir şey fark etmese de,
-Bunlarla nasıl uçabilirim, dediğinde, kendini gökyüzünde buldu. Ve,
-Yaşasın! Uçuyorum artık. Evet, her istediğimi yapacağım bu ayakkabılar sayesinde, dedi. Ve oradan uzaklaşıp gitti. Keresteci banyodan çıkıp eve gitti. Ve evde ayakkabılarının yerinde yellerin estiğini gördü. Anladı o vakit birilerinin ayakkabısını aldığını. Sonra yardım ettiği kız aklına geldi.
-Belki de o kız ayakkabıları alıp gitmiştir, dedi, kendi kendine.
-O halde hemen kızın yanına gidip bunun sebebini öğrenmeliyim, dedi. Ormanda İş bitirenlerin kaldığı yere geldiğinde o kız ile karşılaştı. Kıza hemen ayakkabıları sordu. Ve Ona,
-Neden ayakkabıları benden aldın, dedi. Kız,
-Ben ayakkabı falan almadım. Ama sen galiba onları çaldırdın. Eğer çaldırdıysan başımız dertte. Ayakkabıları ve onları alan kimse onu bulmamız gerekiyor, dedi. Kız ile birlikte ayakkabıları alanı bulmak için her yeri aramaya karar verdiler. Tabi bu sırada Avcı ayakkabılarla ne yapacağına karar veriyordu. Önce ormandaki tilki, aslan gibi hayvanları öldürmekle işe başladı. Onları öldürüp derilerini satarak zengin olacaktı. Sonra öldürme işi büyük bir zevke döndü. Gökte uçan iyilik kuşlarını da zevk için öldürmeye başladı. Bu sırada o kuşlardan biri olan ve önceden avcının vurduğu kızın kuşu olan beyaz incinin yavrusunu öldürdü. Beyaz inci olanlar karşısında oradan hızla ağlayarak uzaklaştı. Avcıysa,
-Yaşasın! Sonunda bu lanet kuşu da öldürdüm. O kuş çok iyi para edecek, dedi. Ve öldürdükleri hayvanları çok kolay bir şekilde ayakkabılar sayesinde aracına, oradan da evine taşıdı. Yarın büyük gündü. Bu hayvanları götürüp kentte satacaktı. Ertesi gün öylede yaptı. Çok para kazanandı hem de hayal ettiğinden daha çok!
Beyaz inci arkadaşı olan kızın yanına gitti. Olanları anlattı. Kız ve keresteci olanlara hem çok üzüldüler hem de aradıkları kişiyi bulduklarına sevindiler. Fakat bir çare gerekiyordu. Oda ayakkabıları etkisiz hale getirmekten başka bir şey değildi. Bunun yolu ve çaresi de ayakkabılar üzerine kimsesizler dağında akan merhamet suyunda pişmiş beyaz inci kuşu gözyaşlarıydı. Bunun için kuş, kız ve keresteci kimsesizler dağına tırmanmaya başladılar. Bu dağa geldiklerinde şaşkına döndüler çünkü akan su kan rengine bürünmüştü. Sudan biraz aldılar ve içine beyaz inci kuş ağlayarak gözyaşını damlattı. Ve tekrar yola koyuldular. Avcının yerini bulmak kolaydı. Çünkü avcı muhakkak bu akan suyun akmaya başladığı noktada hayvanları avlamaktaydı. Yoksa akan su neden kırmızı kanla dolsundu ki?
Kız, keresteci ve kuş avcının olduğu yere gittiler. Fakat onu yakalamak mümkün olmadığı gibi, elindeki silahla da dehşet saçıyordu. Kızın ayaklarında da sihirli ayakkabı olsa da adamı yakalaması oldukça zordu. Sonunda kız adamı yakaladı. Ve tam da bu esnada ağzındaki suyu onun ayakkabılarına püskürttü. Ve adamın ayakkabıları etkisiz hale geldi. Onlar normal, sıradan ayakkabıya dönüştüler. Ve onlar avcıyı hayvanları kaçak yolla avladığı gerekçesiyle yetkililere tutuklamaları için teslim ettiler. Kız ve keresteciye gelince onlarda bu kadar mücadele, koşuşturma sırasında birbirlerine âşık olmuştular ve evlenip bir çok çocuk sahibi oldular.


Zübeyde Yalçınkaya

Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Öykü için yorumlar

Bu öyküyü sevdim diyenler

Yazarın son 10 yazısı

Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri