» Sunay Akyn şiirlerini mi okumak istiyorsunuz? Öyleyse tıklayın! (yeni)

03.05

2018

Yol Kenarında Yorgun Yürek

Hüseyin Özüpekçe

Bu öykü, 03.05.2018 tarihinde günün yazısı seçilmiştir.

Babacım hazırım sesi ile başlayacaktı bir ömre doğru bir kaç gün sürecek yolculuk. Haziran başı idi. Tatlı bir telaşla uyanmıştı adam. Çantasına uzandı kâğıdı aldı okudu tekrar çantasına koydu. Sanki bu yolculuk onun için bir dönüm noktası olacaktı.

Vedalaştılar aile bireyleri ile bahçe kapısı açıldı kızın abisi tarafından, kızı kullanacaktı arabayı bu yolculukta öyle anlaşmışlardı. Pek büyük sayılmayacak Bahçeli bir evde oturuyorlardı. İki katlı çeşitli ağaçlar arasında kaybolmuş şirin bir evdi. Pembemsi rengi olan bir ev. Kızı üst katta sağ taraftaki şehri görür odayı tercih etmişti. 10 yaşlarında iken taşındıkları bu ev kızın hayatında büyük değişimlere neden olmuştu. Odası tavandan hafif meyilli idi. Yatağı küçük camın yanında idi. Büyük camın önünde kitap okuduğu koltuğu vardı. Büyük camın önünde birde iki kişinin sığabileceği kadar bir balkonu vardı. Kız bu odayı seçtiğinde abisinin itiraz etmeden kabul etmesi onu çok sevindirmişti.

Kız bütün evin ışığıydı çünkü. Ay'dan bir parça idi sanki herkes için. Koltuğun sol tarafında kitaplığı vardı. Yatağının ayakucunda çocukluğunda babasına yaptırdığı salıncağı hala duruyordu. Şimdi bile arada bir otururdu öylece müzik dinler. Tavan arası herkese açık bir atölye gibiydi küçükte olsa ev halkından birer parça iz vardı tavan arasında. Bir ayrıcalık olarak kıza garaj verilmişti bütün çalışmalarını burada yapıyordu. İlk defa burada yapmıştı alçıdan küçük heykelcikler. Şimdi heykelleri dört bir yanda parklarda meydanlarda yer almakta idi. Çok ta güzel keman çalıyordu ve Anadolu'nun vazgeçilmezi bağlaması hem odasında hem Garajda vardı. Babasına hep bu Garajda söylerdi türkülerini. Kızı ile babasının bu sevgisini aile bireyleri bazen kıskanırdı. Nerden bilsinlerdi babasının yüreğinin kızında yaşadığını. Ne çok benziyordu ona. Eve ek olarak arka bahçeye bakan bir oda daha eklemişlerdi sonradan, burası bir kütüphane havasında bir yer bir kaç koltuk bir de eski bir radyo öyle taş plak vardı. Babanın neredeyse tüm günü burada geçerdi.

Yıllarca biriktirdiği şiirlerini yazılarını burada toplamış ilk kitabı olan 'Aşk'ın Aşk'ı' yı burada toplamıştı. Ona adanmış her sözcüğü ona ait olan yürek birikintisi sancısı bu kitap özellikle kızını çok etkilemişti. Önsöz yoktu sadece Ona yazıyordu kavisli bir O'na yazısı. Çıktıkları bu yolculukta kızına tanıtacaktı onu. Bahçe kapısı kapandı el salladı abi. Şehrin biraz dışında yer alıyordu evleri. Yan yana kondurulmuş bahçeler içinde bağımsız evlerdi bunlar yirmiye yakın ev vardı.
Hafif bir yokuştan inip sağa dönünce trafik ışıklarında durdular. Eski türküler çalıyordu yerel radyo ışık yanınca sola yöneldiler buradan 500 metre kadar ilerleyince şehirlerarası yola bağlanıyordu yol. Bir kaç il ve ilçe geçmeleri gerekiyordu gitmek istedikleri şehre ulaşmak için sabah erken saatlerde çıktıkları için durmaya niyetleri yoktu beş altı saatlik bir yolculuktu bu.
Bir saat kadar sessiz kaldılar radyo çekmemeye başlayınca değiştirmek için uzandı adam bir şarkının bitiminde yeni kanalı bulmuştu. Şarkının son sözü "sevgilim ne zaman kavuşacağız"dı. Yeni bir şarkı başladı anlaşılan yıllara meydan okuyan sanat müziği kanalıydı bu. "Yollarda aradım izlerini" diye başlayan bir şarkı adam hüzünlenmişti camdan dışarıyı izlerken gözü doldu kızına sezdirmemek için bir sigara yaktı. Anlaşmışlardı kızı bu yolculukta sigaraya karışmayacaktı.

İlçe girişindeki ışıklarda durdular kenarında büyükçe bir göl olan bir ilçe hayli kalabalık bir trafiği var. İlçeden sakin trafiğe çıkmaları yarım saat sürmüştü neredeyse. Sonra sağı solu meyve ağaçları ile dolu yolda yarım saat kadar gittiler küçük bir mola zamanı gelmişti. Ormanın kıyısında küçük bir dinlenme alanı vardı havada güzel olunca dışarda birer çay içtiler yola koyuldular yine; saat 11 olmuştu artık 2 3 saatlik yolları vardı. İrili ufaklı İlçeler kasabalar köyler geçtiler. İki ilin yanından geçildi. Artık epey yaklaşmışlardı. Aşina olduğu yollar yıllarca gidip geldiği adamın. Dağ tepe nasıl değişsindi 25 yılda. Birkaç kasaba daha geçildi bir ilçe daha ve yarım saat yolları kalmıştı artık. Binlerce yıllık tarihi olan bir şehirdi gitmek istedikleri.
...
Sanki değişmemişti hiç bir şey. Yıllar sonra artık ömrün son deminde bir kaç günlüğüne geldiği o şehirde hiç bir şey değişmemişti sanki. Şehir bir vadi üzerine kurulmuş, her taraf tarih kokuyor. Yeşil bir vaha sanki. Şehrin girişinde eski bir asma köprü karşıladı onları. Hala orda duruyordu adam asma köprüyü görünce heyecanı bir kat daha arttı. İlerledikçe meyve ve türlü ağaçlara kaplı bahçelerin, bu bahçelerde kurulu bir birinden güzel evlerin yanından geçtiler. Biraz daha ilerleyince artık şehrin merkezine ulaşmışlardı.

Adını ondan Can'ından alan kızı ile minik bir yolculuk yapmıştı adam o şehre geçmişe. Anlatmak niyetiydi kızına bir fırsatını bulursa adının nerden geldiğini. Kızı artık büyümüş onu Can'ını sevdiğini gördüğü yaşa gelmişti nerdeyse. Artık her şeyi anlayabilen sorgulayabilen bir yaşta idi kızı. Çokta benziyordu ona Can'ına. O kokuyordu saçları ve babası her çekişinde saçlarının kokusunu içine kızı çocukluğundan beri farklı bir mutluluk yaşardı. Bazen anlam veremezdi babasının saçlarını kokladığında neden gözlerinin dolduğunu. Bu geçmişe yolculukta anlayacaktı nasıl bir acının adının kendisinde yaşadığını.

Önce öylece gezdiler hiç bir yerde durmadan bir planları da yoktu baba kızın zaten. Vakit öğleni epey geçmişti. Şehrin o tek caddesi epey değişmişti. Yeni binalar insanlar işyerleri vardı. Durdular bir park yerinde az ilerde kırmızı tabelası olan bir yerde yemek yemeyi geçirdiler içlerinden aynı anda. Yürüdüler biraz kapıda tanıdık bir yüz hoş geldiniz ile karşıladı ama tanıyamamıştı gelenleri. Biraz sonra yanlarına geldi tekrar sizi tanıyorum sanki evet uzun yıllar buradaydım. Baban nasıl diye sordu adam sizlere ömür cevabı üzdü biraz. Öyle beş dakika konuştuktan sonra yemekleri geldi çaylar içildi. ... Babam sizi çok severdi dedi iş yeri sahibi tekrar bir Allah rahmet eylesin denildi.

Baba kız çıktılar dışarı, babası arabaya yönelince kız babacım yürüyelim mi biraz deyince başladılar önce o uzun caddede geldikleri yönde yürümeye. Baba bir bir anlatıyordu kızına burası eskiden böyleydi burada şu is yeri vardı diye. Biraz ilerleyince babası yaşlarda birisi karşılarında durdu sen misin dedi ve sarıldı kızı şaştı bu duruma;... Şehirden ayrılırken görememişler birbirlerini ve birazda küskün ayrılmışlardı. Kaç yıl oldu dedi saçlarına aklar artık iyice düşmüş yuvarlak yüzlü kişi kızın babası 25 oldu dedi. Oturdular beraberce bir yere birer sigara yakıldı çaylar söylendi eski günler yâd edilmeye başlandı. kızı bu dostluğun nasıl 25 yıl ertelendiğine anlam veremedi birazda kızarak babacım biraz yürüyüp gelebilir miyim?... 1 saate yakın her şey konuşuldu anlatıldı. Kızı gelince müsaade istediler dostu gitmeden göreyim deyince adam merak etme bir 25 yılım daha yok görmeden gitmem deyince gülüşüp sarıldılar.

Biraz ilerleyince yolun sağ yanında bir oyun parkı çarptı gözlerine kız babasına babacım burası tanıdık deyince abinin bebeklik fotoğraflarında vardı dedi. Şehir yokuşları olan bir şehir ve yorulmuş bir banka oturmuş öyle seyre dalmışlardır. Bu sırada orta yaşlarda birkaç kişi babasını tanımış ve hal hatır sormuştu. Kızı bu duruma çok sevinmiştir; çünkü çok fazla dostu yoktur babasının ve bu şehirden ayrıldıktan sonra kendini kitaplara vermiştir. Arada sırada rakı sofrası kurdukları bir kaç kimseden başka kimsesi yoktur. Vakit akşam olmuştur. Yemek yedikten sonra kır oteli gibi ev tadında otellerine gittiler odalarına çekildiler.

Kız hemencek uyumuş ertesi gün babasını uyandırmak için kapısını çalmıştı. Babanın da niyeti sabah erken uyanıp şehrin diğer yanını gezmekti, kızıyla birlikte. Bahçede kurulu bir kahvaltı masasında buldular kendilerini her yer çok güzel bir kokuyla kaplıdır. Kızı sorunca iğde kokusu der kızına. Arabaya binilir şehrin Doğu yönünde biraz ilerleyince baba kızım bu yol ayrımında duralım yürümek istiyorum der.

Şehrin bu yani büyük bahçelerden oluşan bir yer. Epeyce bina yapılmış olsa da hala bahçelerin sayısı fazla idi. Büyükçe bir parkın içine doğru yürüdüler. Sonuna geldiklerinde genişliği bir metreyi aşmayan bir suyolu vardı ama üzerine iki sıra tahta konulmuştu eskiden atlardı burayı her görmek istediğinde karşıya. Birlikte karşıya geçtiler biraz yürüyünce yaşlı ağaçlar ve uzunca yıllar aynı yerde ateş yakıldığı belli bir yerde durdular. Durdukları yerin hemen yanından geçen bir çay vardı. Oturdu adam kesilmiş bir ağacın kütüğü üstüne sigara yaktı ve daldı öylece bu durum yarım saat sürmüştü kızı kısık bir sesle babacım babacım diye seslenince kendine geldi adam. Merak içinde kızı babacım...? Nerdeyse 30 yıl oldu kızım diye başlayan ve bitmeyen bir cümle. Kız meraklanmıştı adam yürüyelim deyince döndüler geldikleri yönden parkın içinde ki eski mimarisi olan yerde yemek yediler çay içtiler.
...
Sokağın güneyine doğru yürümeye başladılar az sonra babanın gözleri bir binaya takıldı kız artık bir şey olduğunu anlamış bu yolculuğun bir nedeni olduğunu sezmişti. Geldikleri yöne yürüdüler baba epey durgundu, hala o kokuyordu şehir sokaklarını iğde kokusunun sardığı şehirde onun kokusu hala saklıydı sanki.

Arabaya vardılar gün akşamüstüne dönmüş. Yine aynı yönde ilerlemesini istedi kızından hafif virajlarla süslü yoldan 10 15 dakika kadar ilerlediler şehrin güney tarafına doğru. Bir düzlüğe geldiklerinde babası durmasını istedi kızından her yer çiçeklerle kaplıydı. Kırmızı beyaz sarı bir demet çiçek topladılar birlikte. Yolun bir kaç metre uzağında bir ağacın gölgesinde oturdular. Babası yola dalmış bir sigara yakmış düşünüyordu. 60 yaşını devirmiş bu adamın içinde kızının bilmediğini düşündüğü şeyler vardı. Ama kızı bir şey soramıyordu.

Sigarasını bitirince ayaklandı adam. Arabaya yöneldiler kendi geçti kalan kısacık yolu eskiden onu her özlediğinde dolaştığı bu yolu kendi gitmek istiyordu. Küçük bir gölün yanında durdular. Artık gün ışığı iyice zayıflamıştı etrafta insanlar güzel bir günün bitimine hazırlanıyor geri dönüş için toparlanıyorlardı. O sıra yanlarında duran bir arabadan üç kişi indi öyle süzdüler baba ile kızı. Kız hayli bozulmuştu bu duruma. Az sonra yanlarına gelerek abi diye sarıldılar adamın eline. Kız derin bir nefes almıştı ürkmüştü az önce ki bakışlardan. Duygulanan adam sarıldı bir bir dostlarına. 25 yılı geçmişti görmeyeli. Epey dertleştiler oturdukları bankta peşi sıra sigaralar... Adam anlatıyor onlar dinliyor sonra sırasıyla onlar anlatıyor. Eşleri çocukları olmuştu. Bir zamanlar bu şehirde en daraldığı zamanlarda yetişen bu dostları görmek epey sevindirmişti adamı. Kızı da çok mutluydu babasını çok fazla gülerken görmüyordu. Arabadan bir şeyler indirdiler. Anlaşılan kafa dağıtmak içindi bu vakitte buraya gelmeleri. Rakı açıldı masaya ne varsa kondu. Birisi içmiyordu içlerinden. Kızından bir türkü söylemesini istedi adam. Çok narin bir sesi vardı kızın. Dostlarda eşlik ediyordu türkülere....

Herkes duygulanmıştı kadehler tokuşturuldu geçen 25 yılı aşkın hüzünlere. Bir ara dostlarından biri kızın adını sordu kız cevaplayınca dostunun gözüne baktı adamda baktı hafifçe kafalarını salladılar.
Vakit epey zaten rakı da bitmişti adam arabasına yöneldiğinde az önce kızının ismini soran dostu bizde misafir olun teklifinde bulundu yok diyemediler. Kaldıkları yere haber vererek gelmeyeceklerini bildirdiler. Dönüş yolu daha kısa sürdü sanki. Bahçe duvarının önünde durdular vakit hayli geç olsa da 25 yılın özlemi bitmemişti. Kapıdan girdiklerinde sol tarafta iki ağaca kurulu bir hamak kızı yöneldi oturdu. O sıra evin kapısı açıldı 18 20 yaşlarında kapalı bir kız hoş geldiniz dedi naif bir kişiliğinin olduğu her halinden belli olan kız önce ilk defa gördüğü yabancıya sonra tanıdığı diğerlerine hal hatır sordu sonra kızın yanına gelerek sarıldı üç defa öptü kızı buralarda adet böyleydi.

Kızı içeri buyur ederken babasına ne içeceklerini sordu kahve yapmasını söyledi. Az sonra kapıda yaşları daha küçük bir erkek bir kız daha belirdi anneleri ile birlikte onlarda hoş geldiniz deyip içeri yöneldiler. Ev sahibi adamda içeri girdi eşine misafir var diyecekti... Kahveler geldi ılık bir haziran akşamı. ... Sigaralar yakıldı. Saat gece yarısını geçiyordu ki dostların ikisi müsaade istediler. ... Arabadan küçük bir çanta alıp tekrar içeri geçti kızı. İnsana huzur veren bir ev diye geçirdi içinden kız. Bahçede baş başa kalan dostlar bir saat kadar dertleştiler. ... İçeri yer döşekleri serilmiş kızı uyumuştu. Sabah ev halkının sesiyle önce baba uyandı bahçeye çıktı kahvaltı hazırlanıyordu. Kızı da babasının ardından uyandı odayı toplayıp bahçeye yöneldi. ... ekmeği derler buralarda ondan vardı kızının ilk kez tattığı bir lezzet.

Kahvaltıdan sonra yarın ayrılacaklarını söyledi adam dostu çok ısrar etse de orda kalmalarını adam kızıyla gezeceklerini söyledi. Gitmeden görüşmek üzere ayrıldılar.
Bugün tüm gün gezeceklerdi. Önce şehrin batı yönüne doğru arabayla ilerlediler. Şehir merkezinde bir kaç su vs. alıp tekrar arabaya yöneldiler. Sonra şehir merkezinden şehrin içine doğru güney yönüne ilerlediler şehir tarih kokuyordu. Arabayı babası kullanıyor kızı sürekli dur dur deyip fotoğraflar çekiyordu. Şehri binaları insanları ve çocukları.

Güney yönünde Yokuşu olan bir yoldan epey çıkınca tarihi evlerin olduğu yerde şehrin ayakları altında olduğu kafe tarzı bir yere geldiler. Çaylar söylendi şehir yemyeşil iğde kokuları sarmış dört bir yani. Kız durmadan fotoğraf çekiyor. Vakit öğlen olmuştu yiyecek bir şeyler olup olmadığını sordular burada biraz daha vakit geçirmek istiyorlardı. ...

Babasının sigarasını çantasından her alışında bir kâğıt parçası ilişiyordu kızın gözüne. Arabaya yöneldiler geldikleri yoldan şehir merkezine oradan yine batı yönünde ilerlediler. Bir kaç km ileriden sağa dönüldü. Burası da şehrin Doğu yanı gibi bahçelerle kaplıydı. Az sonra büyük bir vadi ile karşılaştılar. Her yer kuş sesleriyle...

Yine bahçeler arasından Doğu yönüne bu defa mahalleleri dolaşarak şehir merkezine geldiler. Adam geçen gün gördüğü yuvarlak yüzlü dostunu aradı ertesi gün ayrılacaklardı ve bir daha görüşmeye ömür yeter miydi bilinmez. Dostu onları evine davet etti adam tarif üzerine eve ulaştı bahçe kapısı açıldığında 30'lu yaşlarda bir kadın ve yanında 2 3 yaşlarında oğlu. Hiç tereddütsüz adamın boynuna sarıldı ellerini öptü. Bebekliğinin ve Çocukluğunun şahidi öz olmasa da amcası 25 yıl sonra gelmiş. Oğlunu kucağına alarak amcasının kucağına verdi. ... Alçak duvarlı kocaman bahçesi bahçesinin güney yanında görkemli bir ev. Masaya geçtiler çay içildi vakit artık geceye dönüyor yemek sofrası kuruldu... Kaldıkları otele geldiklerinde yorgunlardı üstelik ertesi gün ayrılacaklardı şehirden.

Kızı uyandırdı babasını sabahın erken saatleri henüz. Kahvaltıdan sonra önce geçen gün gördüğü dostları ile vedalaşmak istedi... Ayrıldılar sarılıp dostlarıyla kim bilir bir daha görüşebilecekler miydi?
Öğlen olmuştu artık geçen gün gittikleri o şehrin doğusunda yanında çay akan yere gittiler. Yemekler yendi yürüdüler yine o üzerine tahta konulmuş suyolundan yine geçtiler adam yine aynı kütüğün üzerine oturdu çantasına uzandı. Sigarasını yaktı kızın gözü yine kâğıda ilişti adam kâğıdı çıkardı. Şöyle yazıyordu "ve bu yorgun bu hüzünlü yüreği, benim değilmiş gibi hiç kimse görmeden şöyle bir yol kenarına bıraksam..." adam kâğıdı yıllarca yanında ateş yakıldığı belli olan ağacın önünde biraz toprak eşeleyerek koydu üzerini örttü yine birde taş koydu üzerine.

Baba ile kızı ayaklanmıştı ki kızı yaşlarda bir oğul ile kadın geldiler aynı yere baba ve kız su kenarına yöneldiler. Kadın uzaktan izlemiş. ... Kadın hemen taşı kaldırdı toprağı eli ile temizledi ve okudu kâğıdı... Gözyaşları akıyordu oğlu şaşırmış yanına gelmiş kâğıdı almıştı... Bu annesinin yazısıydı. Ama nasıl... Oğluna baba ile kızı işaret etti sanki çağır onları buraya diye bakıyordu gözleri. Oğlu baba ile kızın yanına yöneldi. Seslendi... İyi bir delikanlı olduğu her halinden belli. ...
Kadının yanına geldiklerinde adam neredeyse boğulacak gibiydi sendeledi. Koluna girdiler kız ile delikanlı. Kadının gözyaşı dinmemiş. Adam kadına bir kez daha baktı... Hiç yaşanmamış konuşulmamış bir aşkın varlığı bu bakış; kızı da delikanlıyı da hüzünlendirmişti. Kız delikanlıya biraz uzaklaşalım. ... Adam ve kadın hiç konuşmadan baktılar birbirlerine. Konuşmadan anlatıyorlardı geçen 28 yılı. ... Kız ile delikanlı geldiler. Adam hiç konuşmamıştı kadında öyle. Adam kalktı oturduğu yerden elini uzatsa vedalaşmak için; kadın tutsa elini yığılır kalırdı oraya. ... Adam boğuk bir sesle elveda dedi. Kız ile delikanlı görüşmek üzere dediler birbirlerine... Bir kaç adım atmışlardı ki kadın bayım diye seslendi adam döndü iki adım sonra kız ile delikanlının önünde öyle ağlaşmalı bir sarılma. 28 yılın yaşanmamış tüm yaşanacakları sığdırılmıştı bu sarılmaya. ... Kâğıt yine yazanın elinde 28 yıl sonra... Kızı ve babası ayrıldılar... Ne delikanlı ne kız anne babasına bir şey sordular. ... Nerden bileceklerdi kendi hayatlarının birleşeceği kişiyi böyle tanıyacaklarını. ...


Hüseyin Özüpekçe

Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri