» Fazıl Hüsnü Da?larca şiirlerini mi okumak istiyorsunuz? Öyleyse tıklayın! (yeni!)

16.04

2018

Cimri

Zübeyde Yalçınkaya
- Tutumlu olmak zamanı. Neye lazım müsrif olmamak lazım dedi, adam. Sonra,
- Yol parası vermeye gerek yok. Yayan işe gidebilirim. Hem spor olur hem de yürüyüş yapmak sağlık işi, dedi. Normalde iki otobüs değiştirerek gidilen yolu sırf para vermemek için geceden saatini sabah beşe kurdu ve vakit gelince saatin sesine uyandı ve kalktı. Önce yatağın döşeğini kaldırdı ve dün gece düzleşsin diye koyduğu pantolonunu çıkardı ve giydi. Sonra tuvalete gitti. Dün kullandığı tuvalet kağıdını ters düz edip diğer yüzünü kullandı. Daha sonra dünden beri damlaya damlaya dolan kovadaki suyu bir maşrapa yardımıyla aldı. Ellerini yarım maşrapa su ile yıkadı. Sıra yüzünü yıkamaya geldi ve maşrapanın içinde kalan suyun yarısıyla da yüzünü yıkadı. Havlu ıslanıp kirlenmesin diye de elini ve yüzünü havlu yardımıyla da kurulamadı. Malum kirlenirse yıkamak, yıkamak içinde elektrik, su ve deterjan lazımdı. Ee bu pahalılıkta neye lazımdı, diye düşündü. Sonra mutfağa gitti ve bir bardak suyu çay niyetine içti. Çay hem zararlı hem de pahalıydı ona göre.
- Ne gereği vardı su gibi bir nimet varken çay içmeye, dedi. Dolabı açtı. Ama dolabın fişi takılı olmadığı gibi içinde de kayda değer bir yiyecekte yoktu. Neyse dolabın içinde ne olduğunu boş verinde cimrinin ne yaptığına bakalım. Cimri önce bir yumurta aldı. Tam pişirecekti ki,
-Ne gerek var tüpü boşu boşuna yakmaya, dedi. Ve yumurtanın tepesini kırıp yumurtayı çiğ çiğ içti. Sonra da,
-Az kalsın ocağı boşu boşuna yakacaktım. Şu canım yumurtanın vitaminini boş yere ziyan edecektim, dedi. Ekmeğe gelince bir haftadır bir ekmeği yiyip de bitirememişti cimri. Ekmeğin ucundan azıcık kopardı.
-Ee fazla ekmek kilo yapar. Hem de içinde şeker var. Allah korusun şeker hastası olurum, dedi. Sonra ekmeğin geri kalanını poşete koyup kaldırdı. Sonra iş çantasını aldı ve yola koyuldu. Sabahın altısında bizimkisi yayan sokaklarda yürüyordu ve ayağında tabi ki ucuz bir terlik vardı. Müsrif olmanın ne gereği vardı bu yoklukta. Ayakkabıyı yürüyerek eskitmenin ne anlamı vardı. En iyisi terlikti. Hem ayaklarda böylece hava alıp mantar olmazdı ya.
Adam yürümeye başladı. Etrafta sabahın derin sessizliği vardı. Malum bizimkisi ucuz olsun diye gecekonduda oturuyordu. Bu da şehrin ta bir ucunda, dışında bir yerdeydi. Cimriye neden burada oturuyorsun desen. Ne yapsın cimri. Hem temiz hava hem şehir gürültüsünden uzak hem de buranın insanları daha yardımseverdi, onun için.
Cimri yürüyor ve bir taraftan da cebindeki saati çıkarıyordu pillerini takmak için. Malum eve her döndüğünde saatinin pillerini çıkarırdı bitmesin diye. Sabahları ise cadde de zamanı gösteren o saat kulenin önüne geldiğinde saatin pillerini takar ve saati ona göre ayarlardı. Bizimki saati ayarladıktan sonra pek bir keyiflendi ve yol üstündeki gazete satan büfenin önüne gitti. Şöyle bir gazetelerin manşetlerine baktı. Günün havadislerini de öğrendikten sonra gazeteyi yerine bıraktı ve yoluna devam etti. İş yerine vaktinden önce gelen cimri terlikleri çıkarıp ayakkabılarını giydi. Sonra devletin işini yapmaya koyuldu. O kadar cimriydi ki resmi evraklarda yazı yazarken bile cümle cimriliği yapardı. İş yerinde çay parası vermemek için sıcak su içerdi. Yemek ise öğle araları asla yemezdi. Soranlara ise rejimdeyim derdi sanki rejime çok ihtiyacı varmış gibi. Haline arkadaşları acırdı. Bir gün içlerinden biri bizimkini öğle arası yemeğe götürdü. Cimri tokum dedi de başka bir şey demedi ve de yemek yemedi. Olur ya bugün onunla yemek yese yarın o da ona yemek yedirmek zorunda kalırdı. İşte bu dertten iş yerine aç döndü. O günden sonra kimse cimriyi bir daha yemeğe götürmedi. Cimri kimsenin düğününe gitmezdi, birinin çocuğu olsa hediye almazdı, birinin yakını ölse onu sormaya bile gitmezdi. Malum masraf çıkarmamak gerekir.
-Bu yok zamanda ne gereği var boşa para harcamaya, derdi. Akşamları işten eve dönerken manava uğrar ve bozulmuş sebzeleri ve meyveleri alırdı sırf ucuz olsun diye. Et mi? Ne gerek var et almaya sakatat da aynıya gelirdi onun için. Fakat bunu da ya ayda ya da yılda anca yerdi.
Şimdi merak edersiniz. Acaba bizim cimri hiç kız sevdi mi? Evet, onunda bir kalbi vardı. Bir kızı sevdi. Fakat kız hem fakir hem de müsrif diye kızla evlenmedi. Kızla her gezdiğinde ona simit ve çay ısmarlamak tabi ki büyük müsriflikti. Bugün bunları aldıran kim bilir yarın neler neler aldırmazdı dimi.
Bizimki evlenmediği gibi, ailesinin de yanına gitmezdi. Ee malum onlara da para harcaması gerekirdi. Ve o kadar parayı sokakta bulmamıştı ya nereden getirecekti. Cimri her geçen gün bir şeyden para kısıyordu. Ve o hale geldi ki, zayıflıktan tanınmaz hale geldi. Ve bedeni artık bu cimriliğe katlanamadı ve genç yaşta gözlerini cimri hayata yumuverdi. Parasına gelince onu da bankadan çektiği gibi yatağının altına koyuyordu. Malum parayı bankada koysa olur ya devlet savaş çıksa onun parasını çekip harcayabilirdi. Allah korusun bu durumu cimri istemezdi.
Cimrinin parasına gelince ailesi o parayla cimriye bir mezar yaptırdı, şaşalı bir mermerle mezarı kaplattı. Ve musalla taşına,
-insan yediği, içtiği, giydiği ve gördüğü kadardır, diye yazı yazdırdılar.


Zübeyde Yalçınkaya

Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.

Öykü için yorumlar

Bu öyküyü sevdim diyenler

Yazarın son 10 yazısı

Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri