» Nazım Hikmet Ran şiirlerini mi okumak istiyorsunuz? Öyleyse tıklayın! (yeni!)

10.04

2018

Kumruların Diğer Adı Yusufcuktur!

Zübeyde Yalçınkaya
Matemli kumrum, ah yıllar geçti. 27 yıldır beraberiz, 27 yıldır sanki bir kaderimiz. Sen şu saksının içindeki özensiz çalı otları arasında, bense şu virane gecekondumda. Geçmedi, geçmeyecek. Her şey sanki ilk gün ki gibi sadakat bekleyecek. Neyin kıvrımları senin sesinden hep hüzünlenecek. Giden gitti mi gelmez, boşuna dese de bir yanın, diğer tarafın adı ölümde olsa bekle bekle diyecek. Sen gideni beklersin yıllardır, bense yanımda olsa da dönmeyecek bir kadını beklemeyi. Dedi yaşlı adam bahçedeki kumruyu seyrederken.
Yaşlı adamın, köselenmiş suratındaki çizgiler yanaklarından boynuna iniyor ve sanki ensesinde daha da derinleşiyordu. Garip ama yaşlı adamın kaderinin aşkta düğümlenmesi gibi çizgiler burada birleşip, kördüğüm oluyordu adeta. Yaşlı adam suratında elini dolaştırırken, yüzündeki çizgilerin arasındaki ıstırap dışarıya süzülüyordu. Çaresizliği anlında hilal olmuş hüznünden kararmış suratında sevgilinin aşkını taç gibi taşıttırıyordu adeta.
Evden bir inleme sesi geliyordu ve bu ses o kadar derindendi ki bir tek o sesin tanıdığı olan ve onu duymak isteyen duyabiliyordu sanki. Yaşlı adam oturduğu yerden doğruldu ve içini çektikten sonra evin içinde loş bir koridorda ilerleyerek, sıvası dökülmüş, nemden sarımsı olmuş ve ara ara küflerin gri desen verdiği duvarların bile umudunu yitirdiği o iniltinin geldiği odaya girdi. Sonra kendisine cevap vermeyeceğini, veremeyeceğini bile bile,
-Nemide hanım neyin var diyerek, yatakta inleyen kadına sordu. Kadın sadece inliyordu ve gözleri tavanda zikzaklar çiziyordu yine. Adam kadının elini tuttu, fakat kadın boşluğa bakan gözlerinde adeta kaybolmuş gibiydi. Sanki ölmüşte, can çekiştirilerek hayata tutturuluyor gibi duruyordu.
-Nemide hanım, dedi, tekrar yaşlı adam. Sonra adam yatağın yanında bulunan komodinin üzerindeki tasa baktı. Tasın içerisindeki suya pamuğu batırıp ıslattıktan sonra kadının dudakları üzerinde gezdirdi. Yine kadında hayata dair bir belirti yoktu. Yaşlı adam kendi kendine içten içe mırıldandı.
-Ah bitmeyen iniltiler, gündüzlerde bile umudu hasta eder ve toprağa diri diri gömer, dedi, yaşlı adam. Adam için kadın değil, kendi içerisindeki umut hastalanmıştı ve bu umut annesiz kalmış gibi bir köşe de öksüz gibi adama dik dik bakıyordu.
Adam bir taraftan yıllanmış şarap olan aşkına bakıyor, diğer taraftan iç sesiyle, aşktaki yalnızlığıyla sohbet ediyordu. Ve şöyle diyordu onlara,
-Beyaz tenli bir gelindir her ölüm.
Doğmanın büyüklüğüdür,
Hayatın virgüllük virajlarının bitiminde son noktadır ölüm.
Ama kim yakıştırmış ölümü sevdiğine de, sevmediğine de...
Sonra kadını incitmekten korkar gibi, ürkek dudaklarla yaşlı adam kadının alnını öptü. Sanki aşkta, kadında ilk gün ki gibiydi adamın içerisinde. Sanki o kadın hiç hasta değilmiş gibi. Ve hasta olan, öksüz kalan sadece içindeki umutmuş gibi.
Acı çekmek mi zordu, yoksa çektiğin acıdan kurtulmanın boşluğu mu? Bu soruyu cevaplandırmak zordu yaşlı adam için. Birinde acı çekse de sevdiği kadın yanındaydı, diğerinde canı acıyan bir kadının varlığından duyduğu acıdan kurtulmanın boşluğunda onsuzlukla baş başa kalmak. Birinde varlığın yokluğu, diğerinde yokluğun varlığının belirmesi. Garipti işte günde bin kez zihninde gezinen sorular. Soruların her biri yaşlı adamın kadınını öptüğü dudaklarından kendi içine akıyordu ve bu sancılar, bu sancılar. Hasta olan kadından habersiz yaşlı adamı Tolstoy'un İvan İlyiç'in ölümü adlı kitabındaki kahrı belası, İrvin'e çeviriyordu.
Adam eşinin iniltileri kesilip uyuyunca odadan dışarı çıktı ve bahçede oturduğu eski yerine döndü ve kumruyu seyretmeye devam etti... Böyle saatler geçmişti. Yaşlı adam iki dizini birleştirdiği ve elleri arasında sıkıştırdığı dizleri arasından artık kuşu seyretmeyi bırakmış, dalgın dalgın içindeki sahipsiz, boynu bükük, yalnız kalmış matemli kumruluğunu seyrediyordu... Kumruların diğer adı yusufçuktur diyen eşinin sözlerinden kendi Yusuf'luğunu hatırlıyordu... Ve ilk değildi Yusuf'luğunun ciğerlerini yakması...27 yıl, dile kolay... Tam 27 yıl her gün... Sonra adam Zeki Müren edasıyla:
Gün ağarınca boynum bükülür
Dalarım uzaklara gönlüm sıkılır
Sorma ne haldeyim
Sorma kederdeyim
Sorma yangınlardayım zaman zaman
Sorma utanırım
Sorma söyleyemem
Sorma nöbetlerdeyim başım duman
Ah bu yangın beni öldürüyor yavaş yavaş
Kor kor ateşler yanıyor içimde
Aşkı beni kül ediyor...
şarkını söylüyordu. Ve şarkının sözleri havada gezinirken, adamın gözlerinden akan yaşlar titrek dudaklarındaki acıyla hıçkırıklara boğuluyor ve hırçınlaşmış gibi pantolonuna çarparak belli belirsiz şekiller çiziyordu. Her şekilde adamın eski Nemide'si hayalinden daha çok hayal oluyordu. Giden gitmiştir, dönmez diyerek.


Zübeyde Yalçınkaya

Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Etiketler: aşk-yalnızlık-kumru

Öykü için yorumlar

Bu öyküyü sevdim diyenler

Yazarın son 10 yazısı

Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri