» Fazıl Hüsnü Da?larca şiirlerini mi okumak istiyorsunuz? Öyleyse tıklayın! (yeni!)

09.04

2018

Kader

Zübeyde Yalçınkaya
Bir gün Derviş dedenin dükkânına Aycan diye bir kız, Mustafa diye bir gençle birlikte geldi. Mustafa kızı Derviş dedeyle tanıştırmak için getirmişti ve onun kız hakkındaki düşüncelerini almaktı Mustafa'nın derdi.
Kız üniversite de halkla ilişkiler okuyordu. Saçları beline kadar uzundu. Kahverengi olan kızın gözleri ışıl ışıl parlıyordu. Fakat kız çok güzel olmasına rağmen, onun mazisi biraz hüzün doluydu. Doğuda bir şehrin kasabasından olan kız, daha on yedi yaşındayken zorla evlendirilmişti. Sebebi ise sokakta erkek arkadaşıyla konuşması ve bunu babasının görmesiydi. Kız evlendikten kısa bir süre sonra eşinden şiddet görmeye başladı. Eşi ona sürekli küfür ediyor ve dövüyordu. Sebepse kadının onu aldattığına dair kafasında kurduğu düşüncelerdi. İşte bu yüzden her gün dışarıdan eve geldiğinde kadına,
-Yüz karası bugün ben yokken kim bilir kimleri içeri alıp da fingirdeştin diyor ve sonra onu dinlemeden dövmeye başlıyordu. Gerçi dinlese ne olacak onun hiçbir sözüne inanmıyordu. Kadının tüm yalvarmalarına rağmen çoğu zaman onu döverken ısırıyor, boğmaya çalışıyor, tekmeliyor, yumrukluyor, evdeki eşyaları kadının bedenine fırlatıyor, üzerine sıcak çay döküyor, saçlarından çekip yerde sürüklüyor, kadının başında ayna kırıyordu. Kadın geceleri inliyor, gündüzlerinse hiç olmasını istemiyordu. Çünkü gündüz eşi oto tamirciliği işine gidecek ve o evde tek kaldığı için suçlu ilan edilecekti. Akşamsa yine kıskançlığıyla eve dönen eşinden yine aynı gerekçelerle dayak yiyecekti. Belki adam evde olsa o gün dayak yemekten belki kurtarabilirdi.
Kadın, adamın kıskançlığı yüzünden dışarı çıkamıyordu. Bu yüzden çoğu gününü evde acılar içinde ve açlıkla geçiriyordu. Kadın doymak için evin bahçesindeki ağaçların yapraklarını yiyor ya da yerdeki toprakla karnını doyurmaya çalışıyordu.
Kadının eşinin şiddeti bazen o kadar çok artıyordu ki böyle zamanlar adam kadının elbiselerini yırtarak onu çırıl çıplak hale getiriyor onun üzerine soğuk su döküp pantolonunun kemeriyle dövüyordu. Bazen bununla yetinmeyip onun kolunu ya da ayağını kırıyordu. Kadın aylarca evde sakat geziyor ve adam kadının o sakat haline bile acımadan yine onu dövmeye devam ediyordu. Bazı kış geceleri kadını evin dışına atıyor ve sabah olunca da kadını içeri alıp yine babasının evine gitmediği gerekçesiyle onu dövüyordu. Kadın bu kadar şiddet arasında adamdan hamile kalmıştı. Adam çocuğun kendinden olmadığı gerekçesiyle kadına daha çok şiddet uyguluyordu. Sonunda yapacağını yapmıştı. Kadının cinsel uzvuna çubuk soktu ve kadından hıncını alamayarak onun karnına tekmeler yağdırdı. Bunu yaparken de,
-O piçi öldüreceğim, senide, diyordu. Kadının kanaması açıldı ve çocuk üç aylıkken düştü. Kadın artık bu olaydan sonra evliliğinin belki bir gün düzeleceğine dair olan inancı bitti. Ve adamdan boşandı. Sonra büyük şehirlerden birinde olan teyzesinin yanına gitti. Burada bir iş bulup çalışmaya başladı. Gündüzleri işte çalışıyor, geceleri ise lise eğitimini dışardan tamamlamaya çalışıyordu. Sonunda okulu bitirdi ve daha sonra da üniversiteyi kazandı. Üniversitede Halkla İlişkiler bölümünü okumaya başladı. Erkeklere güvenini kaybeden kadın, erkeklerle hiç konuşmuyor ve iş-okul-ev arasında mekik dokuyordu. Fakat Aycan'ı gözüne kestiren uluslararası ilişkiler öğrencisi olan Tahir onunla konuşmak için Aycan'ın arkadaşlarıyla arkadaşlık kuruyor ve Aycan'a ulaşmak için onları bir aracı gibi kullanıyordu. Bununla da yetinmeyen Tahir onunla hep yakından ilgilenmeye çalışıyordu. Tahir uzun boylu, siyah gözlü, yakışıklı ve zayıf biriydi. Zayıf olmasının sebebi bir zamanlar içki ve sigarayı çok tüketmesi sonucu verem hastalığına yakalanmasıydı. Fakat bu hastalığı yenmiş olsa da, yine de kilo alamıyordu. Tahir, fakülte kantinine her geldiğinde Aycan'ın yanına uğruyor, halini hatırını soruyor ve sonrada onun yanından uzaklaşıp gidiyordu. Aycan onun hareketlerinden zamanla etkilendi. Sonra ikisi çok yakın arkadaş oldular. Tahir için onun arkadaşlığı yeterli değildi ve ona evlenme teklif etti. Kızın aşktan gözü kör olmuştu ve kendini geçmişiyle kabul eden Tahir'e olumlu cevap verdi. Ve Tahir'le aralarında imam nikâhı kıydılar ve evlendiler. Fakat Aycan'ın bahtsızlığı onu takip ediyordu ve Tahir'de sandığı gibi biri çıkmadı. Kızla evlendikten kısa bir süre sonra onu başka bir kadınla aldatmaya başladı. Aycan bunu tesadüfen öğrenmişti. Bir gün o evden teyzesine kalmaya gitmişti. Eşi o evde yokken o malum kadını eve getirmişti. Aycan evde teyzesini bulamayınca kendi evine geri dönmüştü. Ve evin içine girdiğinde yatak odasından gelen sesleri duydu. Odanın kapısını açınca eşi ile karşı komşusu olan o kadını aynı yatakta gördü. Bir şey demeden evi terk etti. Tahir bu yaptığından pişman olduğunu ona söylese de Aycan ona bir daha geri dönmedi.
Aycan'ın hayatında tek olumlu şey okuluydu. Yaşadığı o kadar acı şeyden sonra sonunda üniversite eğitimini de tamamladı. Ve iş yerinde mağazadan sorumlu yönetici pozisyonuna geldi. Sürekli çalışıyor ve işinin hakkını vermeye çalışan Aycan çok yoruluyordu. Hayatta işinden başka tutunacak bir şeyi olmadığı için hiç hafta sonu izni bile kullanmıyordu. Yine yoğun olarak çalıştığı günlerden bir gün onun çalıştığı yere gelen müşterilerden biri onu görünce ona âşık oldu. O da Tahir gibi onun peşinde dolanmaya başladı. Adam üniversitede hocaydı. Altan adlı bu adam Aycan'a her gün çiçekler, çikolatalar ve hediyeler yolluyordu. O'ysa bunları alıp çöpe atıyordu. Çünkü Altan denilen adamdan hiç mi hiç hoşlanmıyordu. Ama Altan takıntılı biriydi. Aycan'ı bir gün elde edeceğine inanıyordu ve yanılmadı da.
Kadın hayatın yüküne ve iş yoğunluğuna sonunda dayanamadı, çok hastalandı. Başı dönüyor, sürekli bayılıyordu. Sonunda işten izin alıp doktora gitti ve yapılan tetkikler sonucu kanser olduğunu öğrendi. Kadın tedavi olmak için hemen hastaneye yatması gerekiyordu. Ve tedavi süreci de birkaç yıl sürebilirdi. Bunu öğrenen patronu kızın tüm başarısına rağmen ona destek olamayacağını, çünkü kendisinin de para kazanmaya ihtiyacı olduğunu söyleyerek kızı işten çıkardı. İşten çıkarılan kadının artık bir sağlık güvencesi yoktu ve bu yüzdende tedavi olamıyordu. İşte bu koşullar altında Altan'la evlenmek zorunda kaldı. Aycan uzun yıllar kemoterapi gördü ve tam iyileşmişti ki eşi Altan'ı trafik kazasında kaybetti. Kadının yakasını bir türlü talihsizlikler bırakmıyordu. Mutluluk ise hep ulaşamayacağı kadar uzakta duruyordu.
Aycan artık yaşadıklarına dayanamıyordu ve psikolojik ilaçlar kullanmaya başladı yaşadığı son olaylardan sonra. Doktorunun tavsiyesiyle bir resim kursuna yazıldı. Biraz olsun sosyalleşmek ve kafasındaki yoğunluğu dağıtmak için. Bu sırada orada çaycı olarak çalışan Mustafa'yla tanıştı ve ona âşık oldu.
Mustafa'ya gelince uzun boylu, yakışıklı, mavi gözlü, esmer bir adamdı. Üniversite okumamıştı ama yıllarca üniversiteli gençlere çay hizmetinde bulunmuş ve onlarla arkadaşlık kurmuştu. Mustafa sevecen, babacan, dürüst, efendi biriydi ve bugüne kadar hiç kız arkadaşı olmamıştı. Bu yüzden Aycan onun için ilkti. Bu kıza aşık olsa da en çok güvendiği birine kız hakkında fikir sorabilirdi. İşte bu kişi Derviş dedeydi. Önce bir gün Mustafa, Derviş Dede'nin yanına gitti. Kızın hayatını ve ona olan duygularını Derviş Dede'ye anlattı. Derviş Dede, uzun bir dinlemeden sonra Mustafa'ya kızı yanına getirmesini söyledi. İşte bugün o gündü. Mustafa kızı Derviş Dede'nin yanına getirmek için ikna etmişti. Kız dükkândan içeri girince dede kıza şöyle bir baktı ve müşteri sandı. Dükkâna kızın arkasından Mustafa girince bu kızın o kız olduğunu anladı. Birlikte biraz sessizce oturdular ve sonra çay içtiler. Bir müddet sonra sessizliği Mustafa'nın gözleri bozdu. Derviş Dedeye kızı gözleriyle işaret ederek sordu. Derviş Dede bunun Sonucunda konuşmaya başladı ve,
-İnsan kaderini seçemiyor. Bilse başına gelecekleri belki kolay kolay hayatına dair seçimler yapmazdı. Belki de insan bildiği yüzünden yaşamaktan korkar olurdu. İnsandır, insanın başına her şey gelebilir. Bu kız senin kaderinse onu yaşarsın, değilse Tanrıdan öteye laf olmaz, dedi. Mustafa bir sevinçle dedenin elini öptü ve kızla evlenmesi konusunda istediği onayı almıştı. Çünkü kız ona göre kendisinin kaderiydi. Ve bu ziyaretten birkaç ay sonra Mustafa kız ile evlendi. Ondan bir kızı oldu. Fakat çevresindeki baskılar bitmedi. Çünkü Mustafa Aycan dışında hiç evlenmemiş, kızsa Mustafa'da dâhil dört kişiyle evlenmişti. Yoğun baskılar sonucu Mustafa gözünü Derviş dedenin yanında açtı. Kızı seviyor ve onu kaybetmek istemese de çevre onların mutluluğunu baltalıyordu. Derviş dede ona:
-Bu şehri terk et. Sevdiğinle aşkının saadetini sür. Çünkü insan kolaya aşkı bulmuyor dedi. Mustafa, Derviş dedenin yanından ayrılırken kararlıydı bu şehirden gitmeye...


Zübeyde Yalçınkaya

Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Etiketler: kadın-şiddet-aşk

Öykü için yorumlar

Bu öyküyü sevdim diyenler

Yazarın son 10 yazısı

Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri