Ceyda Arslan - Buğulu Pencere

Şeker Pembesi

Uzun zamandan beri birikiyor maillerim. Fırsat buldukça soluğu posta kutusunda alıyorum.Kimi zaman gülüyorum, kimi zaman 'keşke daha önce okuyabilseymişim' diyorum.
Kimi zaman da o sayfanın önünde dakikalarca dalıp gittiğim oluyor..İçe dönüyorum...

İşte az evvel yine öylesi güzel maillerden birini okudum arkadaşlar.
(Arzu edenler, bu yazıyı okumaya başlamadan evvel arama motorundan 'bir insanın anavatanı çocukluğudur' şeklinde aratıp, okuyabilirler)

Okuduğum her satır,cümle cümle beni geçmişime taşıdı diyebilirim.
Taa çocukluğuma indim..
Taaa 9-10 yaşlarıma..

Evet, o yaşlardayken çocukluğunu yaşayamayan pek çok çocuktan daha şanslıydım kabul. Lakin pek çok kişiden şanslı olmak, doya doya yaşanmış bir çocukluk sayılır mıydı? Sayılır mı? Tartışılır..

Bence: HAYIR.

Hayır diyorum, çünkü bizim evde herşey hep sınırlıydı, hep düzenli, herşey karınca kararıncaydı o zamanlar.

Bir gün hiç unutmam.

Dedeciğim İzmir'e gelmişti. Gelirken de karne hediyesi olarak, nerden nasıl bulup aldıysa barbie bebek alıp gelmişti bana. Düşünün ki o sıra barbie bebek öyle yaygın falan değil.Daha yeni yeni tanınıyor Türkiye'de.

Kutunun paketini açtığım an, zaten içinden ne çıkacağını tahmin edemediğim için heyecanlıyım, br de üstüne barbie bebek çıkınca karşıma, allaaah düşünün mutluluğu! (Düşünün tabi. Düşünün ki, sınıfta, sınıfın en iyi durumda olanında bile yok o bebekten daha, mutluluğa bak! )

Sevinç boyumu aşmış vaziyette dedeciğimi öpücük yağmuruna boğup, çekiliyorum köşeme. uzun uzun seyrediyorum hediyemi. Ona yakışır evcilik oyunu kurmalı şimdi diyorum. Hatırlıyorum vallahi. Dün gibi her şey..

O beline kadar uzanan sapsarı saçlarından, masmavi boncuk gözlerinden ayıramıyorum gözlerimi..

Üzerinde pembe askılı yazlık bir tulumu ve aynı renk spor ayakkabıları vardı.
Tabi hemen evcilik takımlarımı kurup, odamda oynamaya başlıyorum heyecanla.

Odam dediğim de, öyle şimdikiler gibi kapısını kilitleyebileceğin, özel bir alan falan değil. Evde herkesin bir eşyasının olduğu odaya, sadece, ceyda'nın olan bir yatağın eklenmiş hali.

Olsun? Geleni geçeni gözüm görür mü o an? Koskoca barbie gelmiş evimize.
Velhasıl dalıp gidiyorum oyuna.
Öyle böyle dalmak değil..

Haniden sonra her nasıl olduysa, amanın nasıl olduysa, beynimden aşağı kaynar sular dökülmesin mi!!!

Sen o canım ayakkabının teki düşmesin mi??
Sağıma bakıyorum : Yok!
Soluma bakıyorum: Yok!
Hayır yani masal da değil ki bu prens koşsun getirsin peşinden?? Koşsa koşsa annem koşacak az sonra ! Nerede kaybettiysen bulunacak o diye diye hem de!.

Ara Allah ara...
Ara Allah ara...

Zaten minicik bi'şey.
YOK! Dinine yandığım ayakkabının teki yok.

İşte o anda, tam da o anda, daha feci birşey oluyor.
Annemin odadan bir şey alacağı tutuyor ve ben suçüstü kalakalıyorum.

-NE OLDU ? NE ARIYORSUN SEN BAKAYIM ÖYLE?
-şey.. anne...kem küm... barbie'nin ayakkabısı..annecim vallahi bilerek kaybetmedim.
-NEEE?? KAYIP MI??? ÇABUKKK BULUNACAK O AYAKKABININ TEKİ!
-arıyorum anne ama yok.her yere baktım ! Yok işte..( tabi ben yaprak gibi titrer vaziyetteyim)
-YOK DEMEK!..
-....
-İYİ
-...

Ben şaşkına dönmüş halde (nasıl iyi...noluyor yahu? der gibi) anneme bakarken, usulca yanıma yaklaşan annem, bebeğimi alıp çıkarıyor oyun dünyamdan..

- Bebekte yok o zaman...NE ZAMAN KIYMET BİLECEKSİN, O ZAMAN OYNARSIN!
- Anneeee...Ama anneee...Dedem BANA aldı onu !!!
- Suss..Duymayayım sesini.Ağlayacağına ara. Adam sana ayakkabısını kaybet diye aldı sanki!

O gün Annem odadan çıkarken içim nasıl yandıysa ,inanın şu an hatırladığımda aynı sızıyı duyuyorum içimde.

Tabi hikaye bununla kalsa iyi.

Birkaç gün sonra olmayacak bir yerden ayakkabının tekini bulmuş olmama rağmen bile kavuşamıyorum bebeğime. Yok ders zamanıydı..Yok Anadolu Liseleri sınavına hazırlanmak üzere test zamanıydı derken, miisafir bekleyen terlikler gibi, kaldırıldığı dolapta beni bekledi durdu bebeğim...

Artık dersler aksamasın diye bahanemiydi, yoksa o bebek annem için, benim için olduğundan daha fazla mı değerliydi bilmiyorum..Ki belki o bebeğe bir şey olursa en çok ben üzülürüm diye önlem almak istemişte olabilirdi annem. Ama hatırladığım, o günden sonra hep izin verildiği ölçüde oynadığım oldu bebeğimle.

Elbiselerini çıkartmak yok, (ayakkabılarıda) Saçını taramak yok..Bir süre sonra fark ettim ki önüne bağdaş kurup oturduğum koltuğun kenarında bebeğim ve ben bakışıyoruz sadece..
Ve mutluyum?
..

Kimse kızmıyor...Bir yerine birşey olacak tehlikesi yok...Risk yok...Ve kimsede olmayan bir bebeğim var! Daha ne??

Mutluydum.

(Şimdi düşünüyorum da, danışmak lazım, Platonizm böyle başlıyor olabilir mi acaba bir insanda?)

Neyse, Birkaç sene daha böyle devam etti..Sonra kardeşimin oyun çağı geldi. Benim derslerim ağırlaştı vs..Haliyle evcilik oynamak yerine arkadaşlarımla buluşup sohbet etme yaşındaydım artık..Ama ne olursa olsun,ne kadar oyuncağım olursa olsun, o bebek hep en kıymetlimdi benim.

Ve bir gün okuldan geldim.

Sen, senelerce gözümden esirgediğim,
O bana koklatıla koklatıla oynadığım bebek, kardeşime verilmesin mi??
Sen o bebek, bebeklikten çıkmış olmasın mı?
Ne kafa, ne kol, ne bacak...
O masmavi gözlerinin biri tükenmez kalem ile boyanmış.
Resmen kurtar beni diye bağırıyor koltuğun altına düşmüş bakışıyla!

-ANNEEEEE!!! diye bağırıyorum.

Hayatımda ilk defa(ve son) anneme nefretle hatta hesap soran gözlerle baktığımı hatırlıyorum! Çizgi film kahramanlarının kocaman gözleri nasıl dolu dolu olur, o yaş nasıl kirpiklerde titrer görmüşsünüzdür. Haksızlığa uğramış olmanın verdiği o duygu...
Aynen öyle bakıyorum anneme.

Annem bir bana bakıyor,bir bebeğe.Elleri bulaşıklı..
Ne desin??

'Üzülme diyor..yenisini alırız...O daha çok küçük annecim, hem o kardeşin senin? "

Kardeşim-miş-!
Kardeş kardeşe bunu yapar mı?

Hem ben yenisini istemiyorum ki?!?
Ben bebeğimi istiyorum! Şeker pempe spor ayakkabılı, pembe tulumlu 'benim' bebeğimi!

O zamanlar çıkarttığım ilk derslerden biriydi herhalde.

Senden küçük bir kardeşin varsa hayatını mahvetmekte serbesttir!
Büyüksen, hem sorumlusundur, hem affedici olmak zorundasındır...

Hey gidi hey...

İşte o mailden bana armağan bu küçük anı oldu..

Şimdi düşünüyorum da, birilerini değerli kılmak için onlarla arama hep ama hep mesafe koymak isteyişim taaa o yaşlardan ve hatta tam da bu noktadan geliyor olabilir..

Bugün, sevdiklerimi belki de ben uzak tutuyorum kendimden. Ya da uzakta olan birisi değerlidir diye, hep uzaktakileri sevmeyi seçiyorum..

Aşk'a kendim yazık ediyorum...

Ha tabi ki canım anneciğimi de, çocukluğumdaki babacığımı da çok seviyorum. Her şeye rağmen kardeşimi de...

Ama dedim ya...

Nasıl bir anavatansa artık çocukluğum;
Nereden nereye işte!

Hala sürükleniyorum.
Ve hala "şeker pembesi" nden daha güzel bir renk var mıdır ?
Bilmiyorum...




- 10.2.2012 15:39:31

Yazarın Diğer Yazıları

Filiz Punar - 18.5.2012

bu anlattığın dersten bende nasibimi aldım küçükken ve inan bende sevdiklerimle arama hep bir mesafe koydum, ne kadar çok sevdiysem o kadar çok korktum kaybetmekten, incitmekten, sevilmemekten..
bir bebeğim var dı hiç kıyamadığım saçını taramaya bile cesaret edemediğim..ama şimdi yerinde yeller esiyor çocukluğumun da, sevgileriminde, mutluluklarımında..
beni eskiye götürdün canım ablacım...dua ile kal..

Ceyda Arslan - 20.2.2012

Çok Sevgili Nuriye Hanım,
Ben de kendimi size neden bu kadar yakın hissediyorum diye düşünüyordum Çocukluktan tanışıyor olmamızdanmış sebep
Aslında gayet paylaşımcıydım/paylaşımcıyımdır ama ayakkabı telaşesinde kötü bir anıma denk gelmiş olsa gerek.. Gecikmiş bir özür sunayım ve teşekkür edeyim,satırlarıma,anılarıma yarenliğiniz için.
Onur duydum beğeninize.
Çok teşekkür ederim tekrar..
Sevgilerim kocaman

Nuriye Zeybek - 16.2.2012

Sevgili Ceyda, yazınızı okurken çocuk oluverdim birden. Öyleki, satır aralarından sızıp sizin çocukluğuza yaren oldum. Barbie bebeğine dokunmak istedim izin vermediniz ) "Annem kızıyor!" dediniz. Sonra kaybolan ayakkabısını birlikte aradık... Vallahi harikaydı yazınız... Şeker pembesine boyandı günüm... Tebriklerim, sevgilerimle...

Ceyda Arslan - 15.2.2012

Ceyda'nın Canı (Işın) Babası,

Bilmelisin ki; İlk mesajının her satırını öyle gülümseyerek falan değillll, resmen içtenlikle gülerek okudum. Hele : "nasıl vereyim, eve varır varmaz annem kaldıracak" kısmında" seni çok iyi anladığım için olacak, kahkaham yan odadan duyulmuştur sanıyorum
Çocukluğunu dinlemek, seni o yaşlarda mahallenin bir ucundan bisikletinle girerken düşünmek öyle keyifliydi ki, hikaye bitmesin istedim
Sonra ikinci mesajına geçtim. Yüzümde hala gülümseme...İçimden, bir telaş fırladım,koştum,vardım yanına Gözlerim dolu dolu, kocaman(onyüzmilyonbin kadar kocaman ) bir öpücük bıraktım yanağına

Teşekkür ederim


ayrıca mesaj alınmıştır.
-en kısa zamanda -

Işın Ergüney - 15.2.2012

Peri kızı,

Sen hep yaz ve döndür bizi o günlere...

Sonra gel babacığının (o ben oluyorum...) yanaklarıa bir öpücük kondur ki o da sana sarılsın ve kokunu özlediğini söyleyebilsin.

Ceyda'lı günlerde tekrar görüşene kadar, kocaman öptüm. Onyüzmilyonbin kere hem de

1 2 3 »
Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri