Ceyda Arslan - Buğulu Pencere

And İçerim !

Bu sabah işe gelirken hem ıslak özgürlük kokusunu içime çekiyor hem de zihnimde yeni köşe yazımı şekillendirmeye çalışıyordum.O sırada önünden geçtiğim yüksek duvarlı semt ilkokullarından birinden öğretmen eşliğinde minicik seslerin and içtiğini duydum.
?Ey! Bugünümüzü Sağlayan Ulu Atatürk!?..

"Atam!" dedi Cumhuriyet Bayramı ile 10 Kasım arasında sıkışıp kalmış kalbim..
?Atam..?

Çocukların töreni bitene kadar olduğum yerde eşlik ettim bende onlara. Vazifelerini çoktan bellemiş bir Türk Genci olarak işyerime varana kadar da devam etti ezberim..
?Türküm, Doğruyum, Çalışkanım?..

Sonra dolmuşum geldi.
Dünden beri İzmir'de süre gelen sağnak yağış yüzünden hava sarımtrak solgun bir renge bürünmüş, insanların gözlerine bir telaş, bir korku yerleşmişti.
İçimden hava şartlarına bu kadar endişe duyan bir ulus, akşam haberlerinden sonra nasıl oluyorda rahat rahat koltukta sızıp kalabiliyor diye de düşündüm..(Kızdım hatta..)

Daha az evvel ki coşkum yerini karamsarlığa bırakacaktı ki buna izin veremezdim.
Evet, köşe yazımda gümbür gümbür ?İstiklal Marşı?mızı okuyacaktım, işe, okula, hayata geç kalmışlara..Okuyacaktım evet uyandıracaktım!
?Hadi? diyecektim,?Hadi..Görev başına!?

Ofise vardığımda direkt masama geçtim. Bilgisayar açılana dek, üzerimdeki yağmurluğumu çıkardım, kendime bir kahve aldım ve maillerimi kontrol ettim.

Onca mail arasından bir arkadaşımın(murat sezer) gönderdiği mail, "Üşüyordu" başlığı ile daha fazla ilgimi çekmişti sanki..Tıkladım,arkama yaslandım ve kendimi slaytın akışına bıraktım.

***

Üşüyordu

Elleri üşüyordu. Ama yüreği sımsıcaktı. O günlerde büyük bir maddi sıkıntı içindeydi. Ankara'nın soğuğunda ceketle gezerdi. Paltosu yoktu. Çok soğuk günlerde arkadaşı Şefik Kolaylı'nın muşambasını ödünç alarak giyerdi. 7 Kasım 1920'de gazetelerde yer alan bir ilan gördü. Genelkurmay Başkanlığı'nın isteği üzerine Milli Eğitim Bakanlığı'nın verdiği ilanda, bir istiklâl marşı yarışması açıldığı ve bu marş için 500 lira para ödülü konulduğu bildiriliyordu. O zamanlar için çok büyük bir para olan bu ödülle neler alınmazdı ki!
Dönemin en güçlü şairlerinden biri olan Mehmet Âkif bu ilanla hiç ilgilenmedi. Yarışmaya 724 şiir katıldı. Fakat hiçbirisi istenilen nitelikte bulunmadı. Bunun üzerine dönemin Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver ve arkadaşları Mehmet Âkif'e başvurdular.
Âkif ise millet için yapılacak bu işi para için yapamayacağını belirterek başvuruyu geri çevirdi. Bunun üzerine Hamdullah Suphi Bey kendisinin yarışma dışında tutulacağı sözünü vererek yarışmaya katılmasını rica etti. Ve Mehmet Âkif, İstiklâl Marşı'nı yazmaya başladı.
Ankara'da gece gelen ilhamı kaçırmamak için bazı dörtlükleri mum ışığında Taceddin Dergahı'nın duvarlarına kazıdı. Her kelimesine yüzlerce vatan evladının canını feda ettiği istiklal marşımız Âkif'in kalemiyle en güzel ifade tarzını buldu.
17 Şubat 1921'de Sebülirreşad dergisinde yayımlandı. 1 Mart 1921'de Milli Eğitim Bakanı Hamdullah Suphi Tanrıöver TBMM'de, insanların ancak kendi eserlerinden esirgemeyecekleri bir sesle okudu Âkif'in şiirini. Okunurken şiddetli alkışlarla defalarca kesildi, ruhları bir heyecan sardı.
12 Mart1921'de dört defa okunup ayakta alkışlanmış, meclisi bir coşku tufanı kaplamıştı. Alkışlarla meclis inlerken Mehmet Âkif mahcubiyetinden başını kolları arasına alarak, sıranın üzerine yumuldu. Mecliste duramayıp dışarı çıktı.
Milleti için yaptığı bu işte alkışlarla gurur duyma ücretini bile çok gördü kendine.

Akif'in şiiri,12Mart 1921'de meclis tarafından milli marş olarak kabul edildi. Verilen ödülü kabul etmemesi o zaman bazı kimselerce tuhaf karşılandı ama o bunlara aldırmadı.Ve hala üşüyordu. Yine arkadaşından aldığı ödünç paltoyu giyiyordu.
Bir gün Şefik Bey ona:
- ?Şu mükafatı reddetmeyip bir palto alsan olmaz mıydı?? diyecek oldu.
Mehmet Âkif böyle konuştuğu için tam iki ay Şefik Bey'le hiç konuşmadı.
Artık Ankara'nın çok soğuk günlerinde de ceketle dolaşıyordu.
Mehmed Âkif'in ölümünden kısa bir süre önce Hakkı Tarık Us'un da aralarında bulunduğu misafirler, Âkif'i ziyarete gelmişlerdi. Âkif, bitkin bir durumda olduğu için yatağına uzanmıştı ve hala üşüyordu.
Söz İstiklâl Marşı'na intikal etmiş ve misafirlerden biri:
- ?Acaba, yeniden yazılsa daha iyi olmaz mı?? demişti.
Bitap bir halde yatan Mehmed Âkif, birdenbire başını kaldırdı ve kesin bir cevap verdi:
-?Allah, bir daha bu Millete İstiklâl Marşı yazdırmasın!..?


Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!

Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül... ne bu şiddet, bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.

Ben ezelden beridir hür yaşadım, hür yaşarım;
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner, aşarım.
Yırtarım dağları, enginlere sığmam, taşarım.

Garbın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar.
Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusum, korkma! Nasıl böyle bir imânı boğar,
'Medeniyyet!' dediğin tek dişi kalmış canavar?

Arkadaş, yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.

Bastığın yerleri 'toprak' diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı.
Verme, dünyâları alsan da bu cennet vatanı.

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ!
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyâda cüdâ.

Rûhumun senden İlahî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma' bedimin göğsüne nâ-mahrem eli!
Bu ezanlar-ki şehâdetleri dinin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.

O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım.
Her cerîhamdan, İlâhî, boşanıp kanlı yaşım;
Fışkırır rûh-ı mücerred gibi yerden na'şım;
O zaman yükselerek arşa değer belki başım!

Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl;
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet,
Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklâl!

***

Ee Murat, bu kadar mı olur yani?!?
İşleyen bir çekim yasası varsa, emin ol bu O!
Bu, O!

Sunu bittiğinde klavyemdeki harflerin hepsi birbirine girdi inanın. Ben bir an evvel yazayım, bir an evvel yazı yerini bulsun telaşındayken, lodosla karışık yağmurda adeta hızıma hız katmak ister gibi olanca gücüyle cama atıyordu kendini.

Damlalara takıldı gözüm..Bir damlanın nesi var..yağmurun sesi..
Hani bir elin nesi var ..iki elin sesi..

Bitirdim yazımı. Masamdan kalkıp camekan girişin önüne ilerledim.

Gülümsedim aydınlanmış gökyüzüne. İçimden geçen tüm endişeleri ?sil? tuşuna basarak uzaklaştırdım hafızamdan.Ve bir kez daha and içtim içimden, hiç durmadan yürüyeceğime..

Sonrada umut sürdüm yüzüme en güzelinden, ?Sen? dedim:

- Tanrım,sen bir daha bu millete İstiklal Marşı yazdırma!

Yazdırma..


- 4.11.2009 10:24:31

Yazarın Diğer Yazıları

Sevilnur Durmaz - 23.11.2009

Sevgili Ceyda Hanım

Sayfanızdan bu duygu yüklü yazınızı okurken gözlerimden istemsiz bir şekilde dökülürken yaşlar And İçtim bir kez daha vesilenizle..

Sağolun varolun
Yürekten kutlarım o güzel yüreğinizin sesini
Teşkkürler

Sevgiler

Arzu Ayman - 14.11.2009

keşke dedim içimden ; memleketimizin üstünde dolaşan tüm kara bulutları ....klavyenin sil tuşuna basarak silebilsek

Bulut Mehmet Sunci - 13.11.2009

ne mutlu türküm

ve ne mutlu insanım

diyene

Aslı Yeniay - 11.11.2009

''Türküm, Doğruyum, Çalışkanım''..
-------------------------------------------------

Şairim, seçimine, uslubuna ve hissettirdiğin duyguya teşekkür ederim..Sevgimle...

Hakan Elieyioğlu - 7.11.2009

Harika ötesi olmus...

Yüreginiz acik olsun...

1 2 »
Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri