» Can Yücel şiirlerini mi okumak istiyorsunuz? Öyleyse tıklayın! (yeni)

Ceyda Arslan - Buğulu Pencere

İzmir Sizi Bekliyor..

Şimdi Bir Kuş Olsam, Kanadım Olsa,
İzmir'e Giden Yol Eğer Bu Yolsa,
Bir Başıma Bile Giderim Anne..
K.Kamu


Bir Kente Girmeden Önce Bir Kentin Bir İnsan Olduğunu Bilmeli İnsan..

Bir Kent bir İnsan Gibidir Aslında.
Bağrında tarih atar..
Dağlarıyla,tepeleriyle nefes alır, çağlayan nehirleriyle,deniziyle doyurur memelerinden içinde büyüttüğü çocuklarını..

Bir kent bir insan gibidir aslında..
Renkli binalardan bedenini saran elbisesi, toprağında yetiştirdiği çiçeklerden küpeleri vardır..

Ve siz ki bir şehre onu tanıyan bakışlarla bakıp, elinizi uzatırsanız, bir bir açar size düğmelerini şehir,sevişirsiniz!

Yok, ne yapacağını bilmeyen bakışlarla-nereye baktığı belirsiz-çıkarsanız karşısına; o vakit ya alacasına kapılır umduğunuzu gör-e-mezsiniz ya da kapatır ışıklarını tümden koca İzmir; kendinizi yalnız hissedersiniz..

Evet, Ekim 10 toplantısı için İzmir sizleri bekliyor..İzmir'e ilk kez gelecek ve ömürlerinde en azından bir tek geceyi İzmirim'in koynunda geçirecek arkadaşlarımı azıcık daha heyecanlandırıp, ceydaca bir parçacık İzmir tadı bulaştırmak istiyorum gönüllerine..

Ve madem Ceydaca dedik..O halde nazar boncukları olsun ilk paragrafımızın rengi ne dersiniz?


Nazar Boncuğunun anavatanıdır İzmir..

19.yy ın sonlarında Osmanlı imparatorluğunun dağılmaya başlamasıyla İzmir ve çevresine yerleşen arap asıllı cam ustaları, Araphan ve Kemeraltı'nda ocak kurup nazar boncuğu üretmekteydiler.Ancak fırınların çıkardığı duman çevre sakinlerini rahatsız etmeye başlayınca bu bölgeden sürülüp, büyük miktarda tükettikleri çam odununun bol olduğu İzmir'in Görece ilçesine, 1950'lerde ise Kemalpaşa İlçesine bağlı Kurudere Köyü'ne yerleşmişlerdir.Görece Belediyesinin simgesinin nazar boncuğu olduğunu da belirtmeden geçmeyelim.
Geçimini bu işle sağlayan halk için nazar boncuğu apayrı bir önem taşır onlar için..
Sabah erken saatlerde çam odunuyla yakılan fırın boncuk yapımı için hazır hale geldiğinde ncuk ustaları..Bir demir çubuk yardımıyla sıvı haldeki camı şekillendirirler.Sıra camın üzerine şekil yapmaya gelmiştir.Bu iş için kullanılan şişlere Merdan adı verilir.Cama renk ve şekli verildikten sonra da nazar boncukları kah bebek yastıklarını süsler, kah güzellerin yakalarını..

***

Çakırağa Konağı

Birgi'de (Batı Anadoluda küçük bir kasabadır) Birgi'nin sayılı zenginlerinden olup, 17 yy ortalarında yaşamış,halkın Çakır Ağa olarak benimsediği Mustafa Çakır tarafından yaptırılmış tarihi bir konaktır Çakır Ağa Konağı. Çakır Ağa işi icabı sık sık İzmir ve İstanbul'a gidip gelmektedir behsi geçen dönemde. En büyük hayali de gezip gördüğü yerlerdeki konaklardan birinin Birgi'de olmasıdır.Evlenme kararı da tam bu hayali düşleyedurduğu zamanlara denk düşer. Çakır Ağa, ağa ya Biri İstanbul'dan Biri İzmir'den iki gelin getirtilecektir kendisine..Fırsat bu fırsat der konağın inşasını böylece başlatmış olur. Son düzenlemeler biter bitmez her iki dilberle evlenen Çakır Ağa, dilberleri Konağın İzmir ve İstanbul daireleri ismi verilen bölümlerine yerleştirir.( İstanbul ve İzmir daireleri denmesinin nedeni her iki dairenin kendi tablolarıyla dizayn edilmiş olmasından dolayıdır.Yoksa hatunların odalarını karıştırmakla falan alakası yoktur.Fesatlık yapmayın) Neyse konağın giriş kesimi kagir olup, üst iki katı tamamen ahşaptır.Her odanın tavanı başka bir desenle tezyin edilmiş olup her kat ayrı renk kadife ve atlas döşemelerle kaplanmıştır. Bu enfes konakta yaşamını mutlulukla sürdüren Çakır Ağa, bir kaç yıl sonra maalesef yakalandığı amansız hastalık yüzünden İstanbul'a gider ve orada vefat eder. Ege'nin incisi sayılabilecek güzellikte konağı da o gün bugündür müze haline getirilip, meraklılarını beklemektedir..

***

Gelelim Çakırcalı Mehmet Efe'ye..

Çakırcalı Mehmet Efe 1871'de İzmir'in Ödemiş ilçesine bağlı Türkönü'nde doğmuştur. Efelik kültürünün en ünlü simalarındandır. Bir zaptiye çavuşunca öldürülen ve kendi gibi efe olan babasının öcünü almak üzere 1893'te dağlara çıkmıştır.
İlk işi zalimliği ile bilinen Mustafa Ağa'nın evini basmaktır. İlk önce Ağaya halka zulmetmemesi için uyarıda bulunur , 200 altınına el koyarak yüklü miktarda fidye alır.
Bu vurgunlardan elde ettiği parayı cömertçe halka dağıtan Çakırcalı,bununla da kalmaz ihtiyacı olan tüm genç kızlara çeyiz verir, kıyafetsizlere kıyafet, evi olmayanlara ev yaptırır.
Hatta köprüler,yollar yaptırılması için önayak olur.
Böylece halkın sempatisini kazanan genç Efe, pek çok yandaşta kazanmıştır.
Çakırcalı ile ilgili olarak bilinen anılardan biri de, kendi adını kullanarak 9 kişilik Arnavut çetesini yakalayarak,önce köy meydanında yaptıklarını itiraf ettirmesi ve ardından ibret-i alem için ateşe vermesidir.
Yaşadığı sürece sözü namus bilen,her dem sözünün eri olan ve kendisine verdikleri sözü illaki tutmalarını sağlayan Çakırcalı Mehmet Efe, 1912 yılında Karıncalı Dağında zaptiyelerle girdikleri çatışmada serseri bir kurşuna kurban gitmiştir. Cenazesi zaptiyeler tarafından günlerce Ödemiş Belediye Meydanında asılı kalmış, daha sonra eşi Raziye hanım tarafından tanınarak defnedilmiş, 15 yıl sonra da kendi köyüne taşınmıştır. Bugün hala mezarını ziyarete giden halk, mezar mahalline girmeden evvel Çakırcalı'dan destur isteme adetini sürdürmektedir.

Çakırcalı efelik kariyeri boyunca 159 kişiyi bizzat öldürdü denilir.Adına yakılmış meşhur Ödemiş'in Kavakları -sonrasında İzmir'in Kavakları olarak değiştirilmiş- türküsünde adı geçen Çakıcı da tahmininiz üzere Çakırcalı Mehmet Efe'nin ta kendisidir.

İzmir'in kavakları
Dökülür yaprakları,
Bize de derler Çakıcı
Yar fidan boylum
Yakarız konakları

Selvim senden uzun yok
Yaprağında gözüm yok
Kamalı da zeybek vuruldu
Yar fidan boylum
Çakıcı'ya sözüm yok

***

Ya Emir Sultan?

Tarihe dönüp incelediğimizde İzmir'in fethi sırasında,İmam Birgivi'nin cenazesinin Ödemiş'e nakledilmesi ile görevlendirilmiş gazi-derviş olduğu muhakkak olarak bilinen bir komutandır Emir Sultan.
Cenazeyi götüren kafile bugünkü Gaziemir'e geldiklerinde öğle namazı vaktidir.Ancak o sıra abdest için su aranır bulunmaz. Kafile çaresizlik içinde bekleşirken gazi-derviş bu aziz komutan ?Yeri Kazı. Emir? diye bir ses işitir Derhal askere yerin kazılmasını emreder.Yer kazılınca bir de bakarlar ki çok güzel bir su fışkırır.Hemen abdest alınır namaz kılınır.
Bu olaydan sonra da bilin bakalım ne olur?
Mahal yerinin adı ?Kazı Emir? yani bugünkü ?Gaziemir?,
Derviş komutanın adı da ?Emir Sultan?

(Anlattıkça anlatası, paylaştıkça paylaşası geliyor insanın.)

***

Size birazcık da İzmir'in ilk Türk doktoru Mustafa Enver Bey'den bahsetmek isterim.

Mustafa Enver Bey,1849 senesinde İzmir'de doğmuş, Tıbbiye-i Mülkiye'yi bitirdikten sonra sene 1879'da o zamanlar ki İzmir Devlet Hastanesi, şimdiki İzmir Doğum ve Kadın Hastalıkları Hastanesine başhekim olarak tayin edilmiştir.O sıralar hastane de gayrimüslim ve yabancı uyruklu doktorlar da görev yapmaktaydı. Yabancı doktorların ümit yok dediği hastaları bile iyileştiren Mustafa Enver Bey, Pastör'ün açtığı çığır üzerine etüv ve otoklav getirerek İzmir'de ilk steril ameliyat yapan doktordur da.
Bir akşam mesai sonrası hastaneden çıkarken boğazından rahatsız olan bir hasta için hastabakıcısına;?bu hastada nefes darlığı olabilir. Derhal nöbetçi hekime ve sonra bana haber veriniz. Gelip ameliyat yapacağım? der. Gece hiç arayan soran olmaz. Sabah hastaneye geldiğinde hastanın öldüğünü ve morga kaldırıldığını öğrenir. Bu duruma çok sinirlenen Mustafa Enver Bey çokta üzülür.Sinirleri azıcık yatıştıktan sonra kendi kendine ?bari şu ameliyatı ceset üzerinde yapayım da bilgi ve tecrübem artsın? diyerek ameliyat aletleri ile cesedin başına gelir.
Trakeostomi teşhisi ile ameliyata henüz başlamışken hastanın boğazından birden hava girer çıkar. Bunun üzerine suni solunum yapmaya başlar ve bir birbuçuk saat kadar uğraş verdikten sonra hasta kendi kendine solunum yapar hale gelir yani hayata döner.
Bu hadise o zamanlar yerel gazetelerimizde yayınlanmış olup, olaydan sonra halk arasında bir hasta öldü mü ?belki ölmemiştir, bir de Mehmet Enver Bey görsün? denmeye başlanmıştır..

***

Tabi ki İsmet İnönü

1884 yılında İzmir'de doğan, Atatürk'ün en yakın çalışma arkadaşı ve Türkiye Cumhuriyetinin 2. Cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü. Savaştan sonra çok partili siyasi rejime geçilmesinde en büyük desteği vermiştir.1950 yılında Cumhurbaşkanlığı'ndan ayrılarak 1960 yılına kadar Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı, 1961-1965 yılları arası Başbakan, 1972'de Parti Genel Başkanlığı ve milletvekilliğinden istifa ederek ölünceye kadar Anayasa gereğince Cumhuriyet Senatosu tabii üyeliği görevlerinde bulunmuştur.

Özel yaşamına gelince, 1916 yılında Mevhibe Hanım'la evlenmiş ve 3 çocuğu olmuştur.

25 Aralık 1973'te ölen İnönü 27 Aralık'ta devlet töreni ile Anıtkabir'de toprağa verilmiştir.

Anılarının bir bölümünü Hatıralarım, Genç Subaylık Yılları, 1884-1918 (1968) adı altında toplamış, ayrıca çeşitli tarihlerdeki söylev ve demeçlerini içeren İsmet Paşa'nın Siyasi ve İçtimai Nutukları, 1920-1933 (1933), İnönü Diyor ki (1944), İnönü'nün Söylev ve Demeçleri I, 1920-1946 (1946) gibi kitapları yayımlanmıştır.

***

Latife Hanım

1898 yılında İzmir'de doğmuştur. İzmir Lisesini bitirdikten sonra Paris ve Londra'da Hukuk okuyan Latife Hanım (1921) Türkiye'ye döndüğünde Kurtuluş Savaşı henüz bitmemiştir. Türk Ordusunun İzmir'e girişinin ikinci günü Başkumandan Mustafa Kemal'in şehre geldiğini duymuş,(11 Eylül 1922).bunun üzerine Kumandanlık karargahına giderek Atatürk'ten güvenlik gerekçesiyle Göztepe'deki konaklarında kalmasını istemiştir.Bu çağrıyı memnunlukla karşılayan Ata ile latife hanımın bu tanışma faslı taraflar arasında devamlı haberleşmenin de başlangıcı olmuştur.
29 Ocak 1923'te İzmir'de Latife Hanım Mustafa Kemal ile evlenmiştir. (Nişanın ertesi günü Mustafa Kemal'in annesi Zübeyde Hanım vefat etmiştir.) 1925 yazında Doğu Anadolu gezisinde aralarında geçen tatsız bir tartışmadan sonra 5 Ağustos 1925 tarihinde Atatürk ile ayrılan Latife 1976 yılına kadar İzmir'de ve İstanbul'da yaşamış olup 1976'da vefat etmiştir.
Latife Hanım, tüm ısrarlara rağmen anılarını anlatmamıştır.


***

Tarihinde yedi çağ gören şehrimin aklıma ilk düşen simgeleri ise şöyle.

Latife Hanım Köşkü
Kültürpark
Çakaloğlu Hanı
Agora

Emir Sultan Külliyesi
İkiyüz yıllık geçmişe sahip son dönem Osmanlı Mezarlığı olan Emir Sultan Külliyesinde Atatürk'ün eşinin, annesinin ve babasının da kabirleri bulunmaktadır.

Borsa Sarayı
1891'de kurulan ticaret borsası, 1919 işgaline kadar bugün Gümrük Posta Müdürlüğü olarak bilinen yapıda, işgal sonrasında değişik birkaç yerde ve en nihayetinde 1928'de özel olarak inşa edilen ve bugün halen kullanılmakta olan Borsa Sarayı'na taşınmıştır. Sivri kemerleri, bitki motifli alçak kabartmaları, sütunçeleri ve yarım küre şeklindeki kabartmaları ile Osmanlı ve Selçuklu mimarisinin en önemli örneklerinden biridir.

Belkahve
İzmir il merkezine 25 km mesafede, izmir'in düşman işgalinden kurtarılmasından bir gün önce, 8 Eylül 1922'de Nif'de (Kemalpaşa'da) konaklayan Mustafa Kemal Paşa'nın, 1.Ordu Komutanı Nurettin paşayla birlikte İzmir'i ilk gördüğü yerdir.

Umur Bey,
Tarih kitaplarında İzmirin ilk fathlerinden biri olarak bilinen Çaka Bey'den sonra,
İzmir'i Cenevizlilerden aldığında 18 yaşında olan ve yaşamı boyu hiçbir mağlubiyeti bulunmayan, bu nedenle bütün Avrupanın ?Mor Basan? lakabı taktığı hatta çocuklarını korkutmak üzere ninni ve masallarına karıştırıldığı duyulan müthiş Türktür.


İzmir darplı ilk dirhem
Kuruş ve yarım kuruşluk gümüş paralar halinde, Sakız adasının Venediklilerden geri alınması için düzenlenen sefer sırasında ordunun ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla basılmıştır.


Dünyanın en eski çıpası,
Türk ve İsrailli arkeologların 2007'de deniz yatağının 1,5 metre altında yapmış oldukları kazı neticesinde tarihte Klazomenai olarak bilinen Urla Limanında bulunmuştur.


Milli Kütüphane
1912 yılında Konak YKM mağazasının arka tarafında, İlm-ü İrfan derneğince kurulmuş olup 1978'de Milli Kütphane Vakfı'na devredilmiştir.Bünyesinde 650 bin civarı dökümanın bulunduğu kütüphanenin en büyük sıkıntısı yer meselesidir.Eserler nem,ısı ve sıcaklık ayarı yapan cihazlarla korunmaktadır.2008 yılı içerisinde yazma ve nadir eserlerin sergileneceği, koruma tedbirlerinin daha bir yeterli olacağı ayrı bir müze-kütüphane bölümü oluşturma çalışmaları sürmekteydi.


Etnografya Müzesi
Bina, 19.yy da Neoklasik tarzda, meyilli bir teras üzerine inşa edilmiştir.Vebalıların bakıldığı karantina olarak hizmet veren bina, 1845 yangını ile tahrip olunca fakir hristiyan ailelerin barınabileceği bir müessese olarak yenilendi.1984 yılında da Etnografya Müzesi olarak düzenlenmek üzere Kültür ve Turizm Bakanlığına devredilmiştir.


Asansör
1907 yılında, Yaşlı,kadın ve çocukların Mithat Paşa caddesinden Halil Rıfat Paşa'ya çıkarken 155 basamaklı merdiveni kullanma zorunluluğundan kurtulması için, Yahudi Nesim Levy tarafından inşa ettirilmiştir.Asansör aynı zamanda İzmir'in yüz yıl önce çelik konstrüksiyon ile yapılmış ve depreme dayanaklı ilk yapısı olma özelliği taşımaktadır.


Saat Kulesi
1901 yılında Sultan Abdülhamid'in tahta çıkışının 25 yıl dönümü nedeniyle padişah emri üzerine Sadrazam Küçük Sait Paşa tarafından yaptırılmıştır. Kulenin saati Alman İmparatoru 2. Wilhelm tarafından armağan edilmiştir.İzmir'in sembolü olarak kabul edilir.

Kordon Boyu
Anlatsam sığmaz ki..

Kemeraltı
1402 yılında Timurlenk, iç limanı taşlarla doldurarak o sıralar Bizanslılar'ın kurduğu İzmir Liman kalesini savunmasız bırakmıştır.Timur'un askerlerinin Kadifekale sırtlarından sürükleyerek getirdikleri taşlarla doldurulan liman bugün kü Kemeraltı denilen yerleşim bölgesini oluşturmuştur. Tarihten günümüze kadar bozulmadan gelen yapılara ev sahipliği eden muhit, İzmir'in ticaret merkezidir de ayrıca. Çarşının ismini ana caddeyi boydan boya aralıklarla süsleyen ?arasta? adı verilen kemerlerden aldığı söylenir.

****

Evet...Anlatmakla bitmiyor işte İzmir.

Belki daha gelmeden yordum sizleri..Ama ne yapayım? Bilin istedim.
Neresinde ne gizlidir şehrimin.

Zira biliyorum- İzmir öyle bir şehirdir ki; ona dokunmayı bilen her şairin kalemine -muhakkak-yataklık etmiştir..

Örneğin; Necati Cumalı...

?Aşkı şehirler yaratır,şehirler yaşatır diyorum
Gün gelir aşklarıyla anılır şehirler anılırsa,
Niyetim sevdalı sözler etmekte olmasa
İzmir için ne yazıyorsam, sana adıyorum.?
(İthaf)


Örneğin; Hayri İnan....

?Dün güzel değil İzmir'de
Hiç tutamak yeri yok anıların
Yine zil zurna dönüyor Varyant
Ardında göz kırpan ışıkları Karşıyaka'nın
Dün güzel değil izmir'de
Hiç tutamak yeri yok anıların?
(İzmir İşi Yalnızlık)

Örneğin; Can Şen..

Bornova'ya yağmur yağıyordu
Ben hoyrat başımı gezdiriyordum
Melali içimde duya duya
Yapayalnız ıslanıyordum

Büyük park ağlıyordu hıçkıra hıçkıra
Kuşlar yoktular bu yağmurda
Herkes soğuktan üşürken
Bir şair çisil çisil terliyordu
Bornovaya melal yağıyordu
(Bornova'da yağmur)


Ve tabi ki İzmir'in babası Üstad Atilla İlhan'ımız...
9 Eylül, Batı, Ne Kadar İzmir, Çalar Saat gibi doğrudan İzmir'e yazdığı şiirleri yanında, nerdeyse her şiirinde İzmir'i tasvir etmiştir Bakınız ne de derin dizelemiş duygularını..

Basmane'de
Gaziler Caddesi'ne
Küçük bir yağmur götürdüm
Siz böyle akşamüstü görmediniz.
(9 Eylül)

*****


Böyle işte dostlar..

İzmir anlatılmaz yaşanır diye boşuna demiyorlar..hala eksik, hala tam değil kalbimden geçenler..

Hele bir gelin; kim bilir belki 10 Ekim'den sonra siz de bir dörtlük bırakırsınız İzmir'ime fena mı olur?

Emin olun o Gavur İzmir, süt beyaz gerdanında, son nefesini verene kadar armağanınızı taşımaktan gurur ve mutluluk duyacaktır..

Şimdiden ?hoş geldiniz..?
Şimdiden ?görüşmek üzere?...

Sevgi ve Saygılarımla..







- 2.10.2009 15:05:14

Yazarın Diğer Yazıları

Aslı Yeniay - 11.10.2009

Teşekkürler emeğine ve güzel yüreğine..

Bülent Dürüst - 9.10.2009

Ne demeli !
Hayal edip yanmalı o şehri !
Elbet ben de soluyacağım
Elbet ben de bir gün İzmir olacağım
Doğudan güneşi alıp ellerime
Geleceğim be !
Geleceğim denize dökmek için hüzünlerimi !

Sermin Gür - 4.10.2009

mavişim öyle bir yazmışsın ki

benim bile gelesim geldi dermişim İzmire

çok güzel olacak çokkkk



sevgilerimle

Işın Ergüney - 2.10.2009

Sırf senin bu güzel yüreğine gelinir o kente

Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri