Ayça Özbay - BU KÖŞE "SEN" KÖŞESİ

İnsan Neden Yaşamında Diğerlerine İhtiyaç Duyar? Aynalık Nedir?

İnsan (dişil enerjiyle) Ruhsal alemle, (eril enerji) madde alemi arasında bir köprüdür. Var'lığın merkezi de bu köprüdür. Yaşam deneyimleri bu köprüdeki enerjinin frekansına göre oluşur.
(Eril ve Dişil enerjilere aşağıda bakacağız.)

Bizler bütün olasılıkları içinde barındıran bir enerji bütününün parçalarıyız. Madde en kaba anlatımıyla enerjinin yoğunlaşmasıyla oluşur. Maddenin oluşumu, yoğunlaşan enerjinin frekansıyla doğrudan bağlantılıdır. Bu da demek oluyor ki bizim enerjisel titreşimimiz ne ise, yaşadıklarımız da o olacaktır.

Bir başka anlatımla, her şey bir potansiyel olarak yaratılmıştır. Bizim titreşimimiz ne ise, bir mıknatıs gibi onu çeker kendine.

Maddenin açığa çıktığındaki özellikleri, yoğunlaşan enerjinin özellikleriyle ilgilidir.

Yaşadıklarımızın sebebi ve kaynağı titreşimimizdir. İşte yansıma da budur. Gördüğümüz, yaşadığımız her şeyin bizden yansıyor olması, aynalık; budur.

NEDEN HEPİMİZ BİRBİRİNDEN FARKLI DENEYİMLER YAŞIYORUZ?
YARATIMIN ADALETİ NEDİR?

Yaşam deneyimlerimizin amacı, kendi öz'ümüzün idrakına varmaktır. Bütün olasılıkların bir bütünlük oluşturuyor olması gibi, zaman ve mekan da bir bütündür.

Öz'e olan yolculuk, yalnızca yaşadığımızı algıladığımız yaşamlarımızda değildir.
Zamanın ve mekanın bütünselliğinde, herkesin deneyimi öz'üne varma yolunda neye ihtiyacı varsa odur.

Yani dünyaya 'iyi' yaşam şartlarıyla gelmiş birisi; bütünsel bakışla, 'kötü' yaşam şartlarıyla gelmiş birisinden daha şanslı değildir.
Her insan varlığının öz'e varma yolu, ihtiyacı olan, işe yarayacak şekilde planlanmıştır.

ÖZ'ÜMÜZÜ İDRAK ETME YOLUNDA GENEL OLARAK NEYE İHTİYACIMIZ VAR?

Her şeyin manası katman katmandır. Maddeye yüklediğimiz mana, algılama şeklimizin açığa çıktığı bilincimizin genişliğindedir. Bilincimizse düşünce kalıpları ile daralmıştır. Bizi yaşamın her An'ını kutsal ve muhteşem olarak algılamaktan alıkoyan, değerli olduğumuz algısına ve gerçekten seven sevilen olmamıza engel olan şey, düşünce kalıplarımızdır.

Maddenin, bilincimizde; muhteşem manasının açığa çıkmasına engel olan düşünce ve kendi öz özelliklerimiz zannettiğimiz hallerimize Carl Gustav Jung, 'Gölgelerimiz' der.

Negatif enerjinin yansıma yaratması ve açığa çıkması da budur.

Kendimizin, dolayısıyla başkalarının da karakter ve davranışlarında en çok neye önem ve değer veriyor, değerli hissetmek ve hissettirmek için kişisel olarak neyi en çok şart koşuyorsak, ne için olmazsa olmaz diyorsak, öz'ümüzle aramızdaki en kalın duvar o'dur.

İnsan aşık olduğunda, gözü; şartlanmış olduğu hiçbir gölgesini görmez.
Çünkü karşısındaki kişinin, kendisi için birçok kabul görmeyecek özelliğine rağmen, onda gördüğü kendi öz'ünün yansımasına, kendi öz'ünün aynalığına aşık olmuştur.

Zaman içinde kimyasal etkileşim normalleşmeye başladığında ilişkilerde mutsuzluklar yaşanmaya başlasa da, aynalık devam etmektedir.

İnsan, bu esnada aşkın yarattığı bütün üzüntü veren deneyimlere bakarak, kendi özüyle arasına ördüğü duvarları, gölge yönlerini görebilir.

Aşık olunan ayna ilk başta özün muhteşemliğini yansıtırken, şimdi de özün muhteşemliğiyle insanın arasına örülmüş duvarları yansıtmaktadır.

Aşk, genellikle karşı cinse hissedilen duygular olarak algılansa da; birçok şeye yönelik olabilir açığa çıkışı esasında.
Çocuğuna, işine, kendi görüntüsüne aşık olabilir insan.
Her neye yoğun olarak meylediliyorsa ona aşıktır insan.

Aşık olunan şey, hakikatin kapısıdır.

Yaşamlarımızda bizi üzen her deneyim, öz'ümüzün muhteşemliğiyle aramıza ördüğümüz bir düşünce katmanının enerjisinin, yoğunlaşarak maddeleşmesidir.

Düşünce kalıplarımızdan özgürleşebildiğimiz ölçüde, aşkın bizim özümüze dair olduğunu da idrak etmeye başlarız.
Yalnızca o kişi veya şeyde değil, baktığımız her şeyde aşkı görmeye başlarız.
Bilinç genişledikçe mana da böyle derinleşir.

Öz'ün bütünü idrak edilebilse bile; bilgisine ve 'oluş'una, bu madde dünyasında, tek insan bedeni ve zihniyle ulaşmak mümkün değildir.

Ancak, Öz'ün bütününün birçok özelliğine sahip olan, O'nun bir parçası olan, O'nun 'ben' parçasının yoğunlaşmasıyla madde bedeni oluşmuş olan kendimizi bilebilir ve kendimize varıp, kendimizi açığa çıkarabiliriz.

Bunun tek yolu da Aşk'tır.
Aşk'tan kendine varmaktır.
Sevgi'ye varmaktır.
Sevgi 'Ben'dir.
Öz'ün 'Ben' olan parçasıdır.

'Öz Ben' dişil enerjidir. 'Öz Ben'in deneyimini açığa çıkaran enerji de, eril enerjidir.

Dişil enerji benliğimizin en saf ve en güçlü hali; eril enerji dişil enerjinin madde dünyasındaki ifadesi, tezahürü, hareket ile görünen yüzüdür.
Dişil enerjinin yoğunlaşıp eril enerji vasıtasıyla maddeleşmesiyle açığa çıkanları beğenmememizin sebebi, eril enerjideki tortulardır. Bu tortular düşünce kalıplarımız, fark edip, kabul edip, idrak edip, ortadan kaldırmamız gereken gölge yönlerimiz, özümüzle aramızdaki kalın örtülemiz, duvarlarımızdır.

Demek ki 'Öz Ben'in enerjisinin yoğunlaşma frekansı; 'Öz Ben' ile aramıza örülmüş duvarları, gölgeleri, düşünce kalıplarını ve sebep oldukları inançlarla oluşan algı ve halleri ortadan kaldırabildiğimiz ölçüde, katıksız olarak maddeleşecektir.

En yüksek potansiyelimiz bu yolla açığa çıkacaktır.
İşte eril-dişil dengesi budur. Tam ve bütün olmak budur.

İNSAN NEDEN YAŞAMINDA DİĞERLERİNE İHTİYAÇ DUYAR?

Aynalığın ne olduğuna, yazının en başında genel hatlarıyla bakmıştık. Şimdi dişil ve eril enerjinin ne olduğuna da değindikten sonra, aynalık konusuna geri dönelim.

Her insanın 'Öz Ben' özelliklerine göre, eril-dişil dengesinin unsurları ve ifadeleri de farklı olacaktır.

Ayrıca 'Öz Ben'i dünyada kadın olarak var olan bir insanın eril-dişil dengesiyle; erkek olarak var olan bir insanın eril-dişil dengesi de aynı olamaz.

İnsan yalnızca dişil enerjiden yani ruhsallığından ibaret değildir. Eril enerjiyle vardır.

İnsan dişil enerjiyle yani Ruhsal alemle, eril enerji yani madde alemi arasında bir köprüdür. Var'lığın merkezi de bu köprüdür.

Yaşam deneyimleri bu köprüdeki enerjinin frekansına göre oluşur.

İnsan düşünce kalıplarına sahipken de, tam ve bütünlüğünün idrakına vardığında da; kendini, yaşamın içindeki yansımalarıyla, aynalarıyla deneyimler.

Bütün bunların bilincine varıp, yaşamın içinde üstüne düşenlerin sorumluluğunu yerine getirirken, her An'da ilahi kudretinin Aşk'ı, Aklı ve Adaletiyle kendi "Öz Ben" varlığının ve ondan açığa çıkanların keyfini sürmek için yaşamdadır insan.

Bütün bunların keyfini sürmek, dünyada yaşananlar karşısında duygusuz ve duyarsız kalmak demek değildir.
Bilakis en gerçek ve en derin duyguları yargılamadan özgürce hissetmeyi, en kendimiz olan hareketleri yapabilmeyi, eylemlerde bulunabilmeyi getirir.

Tabanında derin bir huzur, sevgi ve güven ile her An, her olmakta olana duyulan, korkudan azade apaçık bir görüşle hissedilen hislerdir bunlar...

Daimi Sevgiyle...

Ayça Özbay

- 15.6.2016 02:48:46

Yazarın Diğer Yazıları

Bu yazıya henüz yazılmamış.

Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri