Denizlere kar yağıyor dostlar; denizlere kar yağıyor... Ülke kuvvetli yağmurlara gebe bugünlerde... Birikiyor, çoğalıyor kar her yerde...
Elbette; başlangıçta söz vardı... Kaç gündür insanlar, sözün peşindeler işte... Ve söz inançtır, ortaklıktır... İnsanın insan olmasıdır elbette söz... Başlamak; sözün peşine düşmektir belki de...
Zaman, keskin hatlı anıların kenarlarını kemirmekte... Törpüleniyor her şey zamanla... Uslanıyoruz, olgunlaşıyoruz, büyüyoruz belki de... Kırmadan, dökmeden birikiyor her şey... Vakur bakışlar var gözlerde...
Gandi'ce büyüyor birliktelik ve mücadele... Kırmak, dökmek yok asla... Adını koyamadığımız bir şeyler olmalı... Yunusca, Mevlanacı, Eyüpce örülüyor tuğlalar... Her şey bilgece yükseliyor sanki... Bir şeyler var adını koyamadığımız bir şeyler... Her şey kadınların bakışlarında saklı...
Gökyüzü kapalı... Günlerdir; güneş yüzünü gösterip göstermeme arasında karasız... Koyu mavi, yer yer siyaha çalıyor bulutlar... Dışarıda soğuk ve ayaz var... Yüzlerimiz kırmızıya çalmakta...
Çadır kentlerde bir bir yanıyor ışıklar... Sobalarda yayılan duman genizlere dolmakta... Ankara köyleşmiş, ya da şehirleşmiş kim bilir... Her yerde tatlı bir sohbet var... Bir sıcak çay, bölüşülen bir simit... Gözlerde inanç, sokulmuş birbirine insanlar... Mora dönmüş eller... Üşümüş bedenler...
Ay kararsız; yıldızlar saklanmışlar geceye... Uzak şehirlerden avuç avuç ışık taşır olmuş insanlar...
Ankara'nın ortasında yayılıyor duman... Odaların bağırlarına kar düşmüş sanki... Göz göz olmuş evler... Yerlerde kilimler, battaniye, yatak ve yastıklar... Kadınlar, çocuklar ve her yaştan insanlar... Kadınların bakışlarında saklı her şey... Gözler, gelip gidenlerde... Geceler de uzadıkça uzuyor bu günlerde...
Birbirine sokuluyor insanlar... Nefesler can birbirine... Kızılımsı ışığa ve ayaza rağmen, aydınlanmaya başladı gün işte... Her yeni gün; yeni bir umut elbette...
Yaşamın ağırlığı, hafif kamburlaşmış omuzların arasına gizlenmekte... Gözlerde inanç, yüreklerde bir olmanın sevinci var... Yılların yorgunluğu harmanlanmış bedenlerde... Türkülerde bir, halaylarda kenetlenmiş eller... Tekel işçileri, Türkiye siyaseti açısında bir laboratuar görevi görmekte... Ve bu direniş doğru okunmalı bence... Her pencereden insanlar var... Renk renk gözler, tebessüm eden yüzler... Ve aynı türkü dillerde...''ölmek var dönmek yok'' diyen yürekler... Nedir bunları birbirine kenetleyen peki... Sınıf bilinci mi sizce... Ekmek derdi demek de çok ucuz kalıyor bence...
Hırpalanmış, dövülmüş, havanın ıslaklığı ve soğuğu işlemiş bedenlere... Biber gazlarına aldırmamışlar, tehditler yıldırmamış onları... Uykusuzluk, soğuk ve yorgunluk... Ölüme yatmış insanlar... Bunun bir adı olmalı... Ve tanımlanmalı bu gerçeklik; tanımlanmalı...
Sara nöbetlerine benzer sarsılmalar yaşıyor bedenim. Öfkem birikiyor yavaş yavaş... Dışarısı soğuk ve ayaz... Hüzün kol geziyor dışarıda... Pervasızca söylemler dolaşıyor ortalılarda... Bu ses; bizim sesimiz değil... Ve onların vicdanları, bizim vicdanlarımıza benzemiyor dostlar... Lime lime olmuş duygular, çürümüş sanki vicdanlar...
Hadi götürün ellerinizi yüreğinize... İşitin kalbinizin atan sesini... Ve sol kutsallarda neden yasaklıdır ki sizce... Şeytan neden solda dururda, melekler sağdan yanaşır bizlere... Yoksa en güçlü yanımız solda bulunur da; şeytan orada mı saldırır insana...
Vicdan sağ bir söylem, oysa yüreğimiz de sola yakın işte... Yürek ve vicdan aslında iç içe bu günlerde... Değiştirmek isterken, değişiyor aslında her şey... Söz burada... Koyun ellerinizi buraya... Çadırdan kentlerde örülüyor insanlık... Hadi sizde koşun oraya... Bir tutam nefes taşıyın... Söz inançtır, ortaklıktır... Söz insan olmaktır işte...
Denizlere kar yağmakta... Denizlere kar yağması ne demek bilir misiniz... Hadi götürün ellerinizi yüreğinize... Bu ses sizin sesiniz... Hadi, denizyıldızları taşıyın tekel işçilerine... Ülke; kuvvetli yağmurlara gebe...
Erol Balcı
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.