» Can Yücel şiirlerini mi okumak istiyorsunuz? Öyleyse tıklayın! (yeni)

02.07

2009

Ateizm Aleviliği Kullanıyor mu?

Ahmet Ay



"Alevilik" kadar üstünde konuşulmuş, tartışılmış; gündemi onun kadar meşgul etmiş ikinci bir konu daha var mıdır, bilmem. Ancak bu konu, aynı zamanda, hakkında hiçbir neticeye varılamamış olmasıyla da meşhurdur. Bu haliyle o adeta, Anadolu inanç dünyasının "kaosu"dur.

Evet...

Herkes bir şekilde onu konuşmuştur. Herkes, hayatının bir köşesinde, onunla ilgili bir tartışmaya girmiştir. Lakin bütün bu tartışmalara rağmen hiç kimse, onun hakkında (her noktası belirgin) kesin bir kanaate sahip değildir. Dinî konularda "en etkili" kurum olarak gördüğümüz "Diyanet İşleri" bile, bu mevzua gelindiğinde sessiz kalmayı tercih etmektedir. (Ara sıra yapılan küçük çıkışlar, genele ait hükmümüzü değiştirmez.)

Sonuç olarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz:

"Alevilik konusunda halkımız, ‘ortak ve kesin' bir fikre asla sahip olmamıştır. Çünkü bu konuda bizi bilgilendirmesi gerekenler, aynı zamanda en çok susanlarımızdır."



Yaklaşan Felaket ve Ölüm Sessizliği...

Aslında bizi biraz da bu "ölüm sessizliği" korkutmaktadır. Zira sınırlarını çizemediğimiz, İslam'ın tam olarak neresinde durduğunu kestiremediğimiz bir inanç sistemi, elini kolunu sallayarak, aramızda dolaşmaktadır.

Haydi, Alevi olmayan vatandaşlarımızın kafasındaki belirsizliği, bir şekilde anlayabiliriz. Bu konuda bilgilendirilmemelerini, "üzücü ama yeterli" bir bahane sayabiliriz.

Peki, Alevi insanlarımızın kafasındaki soru işaretlerini neyle izah ederiz? Zira onlar bile, inançları hakkında tam bir ortak fikir yakalamamışlardır.[1] Tarih boyunca, kendi içinde pek çok kola ayrıldığı bilinen Alevilik, artık o kadar farklılaşmıştır ki, neredeyse her Alevinin zihninde farklı bir tanım bulunmaktadır... (Bu sözümüze delil, ülkemizdeki Alevi derneklerinin çokluğu ve farklılıklarıdır.) Kimisi onu bir mezhep gibi görürken, kimisi sadece tasavvufî bir terbiye metodu olarak tarif eder. Kimisi Hz. Ali'yle başladığını söylerken, kimisi daha başka isimlere dayandırır.

Fakat son zamanlarda, bu "tanımlama" işi o kadar kontrolden çıkmıştır ki, artık sessiz kalmak tehlikelidir. Çünkü artık bu tanımlar, İslam'ın dışına taşırılmaktadır. Bu durum, "hakiki Aleviler" tarafından müdahale edilmesi gereken ve yörüngesine döndürülmesi zorunlu bir durumdur. Alevi kardeşlerimizin içine sızmış "Ateist fitne", bin bir hileyle, onları da kendi gittiği karanlık dünyaya çekmeye çalışmaktadır. Dernek yönetimlerine kadar sızan bu "Ateistler" öyle açıklamalar yapmaktadırlar ki, onlara karşı hakiki Alevilerin susması, artık mümkün değildir.



Sivas Olayları, Satrançta Oynanan İlk Taş!

Sivas'ta yaşanan acı olayları birçoğumuz hatırlarız...

Kullanılan kalabalıklar, kontrolsüz bir öfke ve acı... Kaybedilen masum hayatlar...

Bize her ne kadar "aniden" ortaya çıkan bir felaket gibi gösterilmiş olsa da, aslında orada yaşananlar, senaryosu çoktan yazılmış bir oyunun sahneye konulmasından ibarettir. Sivas Olayları, Alevi-Sünni gerilimi için kurulan satranç tahtasında, oynanan ilk taş veya sahneye konulan ilk perdedir. Bediüzzaman'ın, Aleviler hakkında en çok endişe ettiği şey olan dinsizlik cereyanlarının "Alevîlerin fıtrî fedakârlıklarından istifade edip, (onları) kendilerine âlet etmesi"[2] ihtimali artık bir ihtimal değildir. Çünkü hayata geçirilmiştir.

Sivas'ta tutuşturulan bu fitne ateşi, Alevi insanlarımızın, kendilerini yabancı ve farklı hissetmelerine neden olmuştur. (Zaten fitne de bir nevi yabancılaştırma hareketi değil midir?) Ya da, daha gerçekçi bir ifadeyle, bu olaylar, bazı güç odakları tarafından "Aleviler farklılıklarını hissetsinler" diye tezgâhlanmıştır.

O zamana kadar, Alevi veya Sünni olduğunu sorgulamadan yaşayan insanlar, o günden sonra, kimliklerini sorgulamaya, saf tutmaya başlamışlardır. Sivas Olayları, bu yönüyle, iki kardeşin arasına ekilmeye çalışılan düşmanlık tohumudur. Ülkemiz için büyük bir kırılma noktasıdır.

Kendisi Sünni, eşi Alevi olan bir arkadaşım, bir keresinde beni iftara davet etmişti. Orada yaptığımız sohbet sırasında eşi, bana çok ilginç gelen şu hatırasını anlatmıştı:

"Sivas Olayları çıkana kadar, ben ve kardeşlerim Alevi olduğumuzu hiç bilmiyorduk. Ne zaman ki, Sivas Olayları yaşandı, bizim oralarda iki kesimin arasına soğukluk girmeye başladı. ‘Alevi ve Sünni' kelimelerini kullanılır oldu. Ben de bir gün, okul çıkışı eve gittiğimde, anneme sordum: ‘Anne biz Sünni miyiz, Alevi miyiz?'

‘Aleviyiz' dedi. O günden itibaren bildim ki, biz Aleviyiz. Yoksa komşularımızla aramızda hiçbir fark yoktu."

Tek başına bu örnek bile, Sivas Olayları'nın nasıl bir amaca hizmet ettiğini anlatmaya yeter. Garip olan tevafuksa şudur: Bu olayların yaşanmasına neden olan da yine bir Ateisttir (Aziz Nesin). Onun "Pir Sultan Abdal" şenliklerinde yaptığı, o tahrikkâr konuşması, bu içler acısı olayların yaşanmasına neden olmuştur. (Hz. Ali'nin (r.a.) hayatı boyunca inandığı her şeyi inkâr eden bir dinsizin, Alevi şenliğinde konuşma yapıyor olması da garip değil midir?)



Kırılma Noktası: Alevilik Nereye Gidiyor?

Ancak son yıllarda, Aleviliğin bir kırılma noktasına doğru gittiğini söylemek, inanın hayalcilik sayılmaz. Zira yeni oyunlar, artık Alevilik üzerine oynanmaktadır. Türk-Kürt kardeşliğini bozamayan birileri, bu sefer de hedef kitle olarak Alevileri seçmişlerdir.

Bizden birileri olan Aleviler, kendileri bunu kabul ettikleri halde, bazı gizli Ateistler tarafından "azınlık" gibi gösterilmektedirler. Dinden çıkarılmaya, İslamiyet'in çizgisinden kaydırılmaya zorlanmaktadırlar. Hâlbuki İslamiyet'in dışında, ne Hz. Ali (r.a.) kalır, ne de ehl-i beyt... Aleviliğin dayandığı manevi her şey toz duman olur. Bu da en çok Aleviliğin içine sızmış dinsizlerin hoşuna gider. Ve en çok, gerçek Alevilerin canını yakar.

Vakit, Hz. Ali'yi gerçekten sevenlerin uyanma vaktidir. Aleviliği, İslamiyet'ten hariç görmek de ne demektir? Ne anlama gelir? Bunlar bilinmelidir. Bu elbette, Hz. Ali'nin inandığı, uğrunda savaştığı her şeyi inkâr etmek sayılır! Hakiki Aleviler buna inanmaz, bunu yapmaz. Bunu yapmak, Hz. Ali'nin Hayber'de dini adına söktüğü kapıyı, dinsizlik adına yerine takmak olur.

Hem ehl-i beyte muhabbet duyanların, değil geri durmak, bu yüce Kur'an davasına daha fazla omuz vermeleri gerekmez midir? Seven sevdiğine elbette yardımcı olur. Seven, sevdiğine elbette benzemeye çalışır. Alevilerin de din-i İslam için gayrette Hz. Ali'ye benzemeleri sorumlulukları sayılmaz mıdır?

Üstelik onların saadetleri, şanları ve geçmişleri hep bu dairededir. Bu topraklarda, Sünni kardeşleriyle omuz omuzadır atalarının mezarları... İsimleri aynıdır, dilleri aynıdır. Bu kadar aynılık için de hangi ayrılık dayanır. Bu nedenle Alevice silkinmeli ve birer kurtçuk gibi üzerlerine tırmanmış Ateist kalıntılarını üstlerinden atmalıdırlar.

Evet. Hz. Ali'ye hakiki muhabbet bunu gerektirir.


--------------------------------------------------------------------------------

[1] Savaş Ay'ın sunduğu A takımı programlarından birinde "Alevilik nedir?" sorusunun cevabı bulunmaya çalışılmıştı. "Alevilik İslamiyet'ten ayrı bir dindir" diyen Alevi bir gence, yaşlıca bir Alevi konuk itiraz etmiş, "Bizi neden dinden çıkarıyorsunuz?" diye bağırmıştı. Bu tartışma uzamış gitmişti. Program saatler sürdü, ancak oradaki insanlar ortak bir tanım bulamadan ayrıldılar.

[2] Emirdağ Lahikası, Söz Basım, s. 308


Ahmet Ay

Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Şiirlerin ve denemelerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Siirkolik.com telif hakları yasasınca şiir teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder.
Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.
Siirkolik Şiir Bildirimleri